O bir gün
Kar kapıya dayanmıştı. Kızın babası hayatta yer alan divanın üzerinde kırmayı temizliyordu. Kızın, ilk kez babasını evde bu kadar uzun süre gördüğü o gün, klemuride asılı olan kazanın dibindeki ateş, kendini âdeta sessizliğe gömmüştü! Kapılar, rüzgara karşı son var gücüyle kendini savunuyordu. Solgun ve korkmuş bir yüzle hayata giren anne telaş içindeydi.
“Ne oldu?” dedi baba, kırmanın çekme kolu yerine takmaya çalışırken.
“Nayla’da mısır yok!” dedi anne, yüksek ses tonu, solgun ve korkmuş yüz ifadesiyle..
Baba ses vermedi elinde kırmayı toplarken! Anne klemurinin asıldığı yere gitti. Elini kazana dokundu. Kazan yavaş yavaş sıcaklığını kaybetmek üzereydi.
“Ateş sönmüş” dedi anne.
“Tamam” dedi baba, hayatın köşesinde yer alan divanın üstündeki pencereden dışarı bakarak. Kar durmuştu. Rüzgar yavaş yavaş etkisini kaybetmiş, yerine akşam şafağına bırakmıştı. Baba ayağa kalktı. Önce iskemlenin oradaki yün çoraplarını ayağına giydi. Sonra hayatın giriş kapısına asılı olan paltosunu alıp üzerine attı.
“At taa” dedi kız, ellerini babasına açarak.
Baba kızın ellerini öper. “Az bekle kızım, birazdan hemen gelirim” dedi baba, kırmayı omzuna takarken. Baba evin dış kapısına doğru yöneldi. Anne evin tahta olan dış kapısın açtı. Büyük ve ortanca çocukları gelmişti. Elbiseleri sırılsıklam içindeydi.
“Geçin”dedi anne. “Klemuri’nin oraya geçin” yüksek ses tonu ve üzgün yüz ifadesiyle.
“Oyun oynamışlar belli!” dedi baba, kapıdan dışarı çıkarken. ”Hemen üzerinizi değişin. Ben birazdan gelirim!”
Akşam şafağı güneşi hoşça kal der gibiydi. Baba, yavaş adımlarla ayaklarına taktığı hedikle yola koyuldu. Gün kendini geceye bırakmak üzere, ilerde yol ayrımının orada çam ağacının dallarından bir kıpırtı belirdi. Kar süzülüyordu çamın dallarından gövdesine doğru. Baba omzuna astığı kırmayı eline aldı. Net bir görüntü yoktu. Ama karanlığın getirmiş olduğu korku, babayı eyleme geçirtmek üzereydi! Kırmayı çam ağacına doğru uzatma baba. Eli kırmanın tetiğinde bekliyordu. “Gez, gör, arpacık” dedi, tetiğe basmak üzere…
“Amca ben geldim” dedi yeğen, arakasında yarım çuval mısır, cebinde yarım paket sigara ile, çam ağacının yanından görünerek. Baba kırmayı yere indirdi.
“Sen mi geldin?” dedi baba, içi umut dolu bakışlarla.
Baba eve dönüş yapmıştı. Çocuklar oynayarak kesmiş oldukları odunları çoktan klemurinin hemen yanına taşınmıştı. Ateş o karanlık sessizlikten kurtulmuş, yerini hikâyelerdeki o gizemli sese bırakmıştı. Çocuklar ateşin gölgesinden oyun oynuyordu. Baba ise, klemurinin asılı olduğu kazanın içinden , az ılıklaşsın diye koymuş olduğu biberonu almış, küçük kızın yanına doğru giderdu.
“Aman dikkat et! Çok sıcak olmasın. Allah’ın muhafaza, kızın ağzı yanar” dedi anne, önünde kabın içinde hamur yoğururken.
“Al bakıyım kızım” dedi baba, Klemurinin yanında olan kızının başını okşayarak.
Baba hayata geçti. Divanın oradaki camı açıp, dışarıya baktı. Gece karanlık ve ayazdı! Yıldızlara baktı. Yıldızlar her gün kü’nden daha fazla belirginleşiyordu. Cebinden bir sigara çıkartıp yanında bulunan kibritle yaktı. Sonra bir çocuklara baktı, bir yıldızlara…
Celil Efendiler
19.04.2023

Celil Efendiler, 1988 yılında Rize’de doğdu. İlkokul, ortaokul ve lise eğitimini burada tamamladı. 2005–2008 yılları arasında bir süre ticaretle ilgilendi. 2010 yılında askerlik hizmetinin ardından Sadri Alışık Akademi’de oyunculuk eğitimi aldı.
2012 yılında başladığı Rize Üniversitesi Makine Bölümü’nden 2014 yılında mezun oldu. Aynı yıl, Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı gençlik kampları ve gençlik merkezlerinde Gençlik Lideri olarak görev yaptı.
2019 yılında Çekmeköy Tiyatro Topluluğu’nu kurdu. Pandemi sürecine kadar burada iki çocuk oyunu ve bir yetişkin oyunu yazıp yönetti. Aynı dönemde çeşitli drama çalışmaları da yürüttü.
Hâlen, 2022 yılında kazandığı İstanbul Medeniyet Üniversitesi Sahne Sanatları Bölümü’nde eğitimine devam etmektedir.