LİBİDONUN TETİKLEMİŞ OLDUĞU TAHT CİNAYETİ: GERTRUDE ve KLYTAIMESTRA KARAKTERLERİ ÜZERİNDEN KARŞILAŞTIRMALI BİR BAKIŞ
Özet
Sigmund Freud tarafından ortaya atılan libido kavramı, insanların temelini oluşturan cinsel bir iç güdü olarak ifade edilir ve kişinin cinsel arzusunu tanımlamak için kullanılır. Bir bakıma bastırılmış duyguların insan benliğinden içgüdüsel olarak belli bir enerjiyle dışarı çıkmasıdır.[1]
Tarih itibariyle gerek Antik Yunan gerek rönesans olsun, tiyatro denilince ilk akla gelen yazarlardan olan William Shakespeare, tarihte yaşanmış olaylardan yola çıkarak (1599-1601) yazmış olduğu düşünülen Hamlet oyunu, Danimarka kralını öldürerek karısıyla apar topar evlenip tahta çıkan amca Claudius’tan intikam almaya çalışan genç bir prensi anlatır. Oresteia Üçlemesi ise (Agamemnon, Adak Sunucuları, Eumenidler), Aiskhülos tarafından MÖ 458 yılında kaleme alındığı düşünülen üçlemeden oluşan bir oyundur. Troya Savaşı’ndan muzaffer dönen Agamemnon, karısı Klytaimestra ve karısının aşığı Aigistos tarafından öldürülür. Gerçekleri öğrenen Orestes, tanrıların buyruğuyla babasının intikamını almak zorunda kalır.
Bu çalışma oyunun merkezinden ziyade, Gertrude ve Klytaimestra karakterlerinin libidosu üzerinden gerçekleşen cinayetleri ve karakterlerin birbiriyle olan ilişkilerini ele alacaktır. Bu bakımdan buradaki çalışma sadece metne dair bir çalışma olmayacaktır! Birçok farklı kaynaklardan ve uzmanlardan yola çıkarak, karakterin sosyolojik ve psikolojik yönlerini araştırılıp ve ayrı ayrı değerlendirmesi yapılarak incelenme yapılması amaçlanmaktadır. İnceleme sonucunda ise iki farklı zamanda yaşamış olan kraliçe figürlerini birbiri üzerinden karşılaştırması yapılarak “kraliçe-koca, kraliçe-oğlu, kraliçe-kadın, kraliçe-libido” birkaç eksen üzerinden sonuca varılacaktır.
Giriş
Hamlet oyunu yazıldığı günden itibaren uzun süre geçmesine rağmen tartışmaya açık bir metindir. Gerek geçmişte gerek şimdiki zamanda uzmanlar tarafından hâlâ üzerinde araştırılması devam etmektedir! Fakat şunu söylemek gerekir ki bilindiği üzerine Hamlet ile alakalı birçok metin yazıldığı öngörülüyor. Shakespeare’ nin bu metni tarihselleştirerek tekrar yazdığı üzerine birçok tanı vardır, fakat bu tanılar burada çalışma içerisinde yer almayacaktır. Dünyada tanınmış olan böyle bir büyük yazarın tiyatroya kazandırmış olduğu bu eserler yazarın ismini tarihe altın harflerle yazdırıyorsa; bu tartışma farklı bir konu üzerine ilerlemesi gerektiği düşüncesindeyim.
Hamlet oyununa bakıldığında Claudius’un Danimarka kralını öldürüp ardından iki ay bile geçmeden karısıyla evlenip tahta kurulduğunu ve bu cinayeti açığa çıkarmak için bir mücadele içine giren genç bir prens görürüz! Sizce olay sadece bundan mı ibaret? Aslında durum o kadar basit değil. Hamlet gibi güçlü bir oyun, incelemeye o kadar müsait ki; her bir satırı deşsen bir konu bulunacağı düşüncesindeyim. Gertrude karakterine bakıldığında kocasının kısa zamanda ölmesine rağmen, kralın kardeşiyle evlenmesinin arkasında yatan vuku neydi? Ya da şöyle söylemek gerektiğini düşünüyorum; Gertrude’ nin kocasının katiliyle evlenmesinin arkasında yatan bilinmezlik nedir? Bu soru sorduğumuzda Antik Yunan döneminde birçok esere konu olan Agamemnon’ un cinayeti gün ışığına çıkıyor! Buradaki hikâyede Agamemnon’ un Truva Savaşı sonrasında evinde karısı Klytaimestra ve aşığı Aigistos tarafından vahşice öldürülmesini konu alınıyor. Shakespeare çok öncesinde bilinen bu hikâye aynen Hamlet metnindeki gibi, evlatlar babalarına karşı sorumluluğunu yerine getirir! Burada aynı soruyu yönetmek gerekiyor! Yıllar öncesinde anlatılan ve dâhi üzerine metinler yazılan Agamemnon’ un cinayetini işlemeye getiren bilinmezlik neydi? Klytaimestra ve Aigistos’ un Agamemnon’ a olan düşmanlığı mı?
İşte tamda buradan yola çıkarak Antik Yunan’dan Rönesans’a uzanan bu iki farklı hikâye üzerinden, kraliçelerin kocalarının katiliyle evlenmesinin arkasındaki bilinmezlik üzerine metinler arası bir inceleme yapılacaktır. Bu incelemeyi yaparken birçok kaynaktan faydalanmıştır. Ayrıca şunu belirtmek isterim ki; bu çalışmayı yürütürken yukarıda yer aldığı gibi “kraliçe-oğul, kraliçe-koca, kraliçe-kadın, kraliçe-libido” kavramları bu iki metin üzerinden ayrı ayrı incelenerek bir teze varılacaktır.
Libido nedir?
Libido, “ilk defa Sigmoud Freud’un bir öğrencisi tarafından kullanılan bir kelimedir. Freud’a göre libido, yaşam içgüdüsü, enerjisidir. Çoğalmayı, üremeyi dolayısıyla cinsel dürtüleri teşvik eder. Türk Dil Kurumu’na göre libido ‘İnsanın davranışlarının temelini oluşturan cinsel içgüdü’ dür.”[2] Halk dilinde cinsel arzu olarak ifade edilir. Dünyada yaşayan her bir bireyin cinsel dürtüleri farklılık içinde yer almakla birlikte genetik ve içgüdüseldir. Libidolar uzmanlara göre genelde yakın ilişkilerin içinde bulunması ve sürdürülmesinde önemli bir etkendir. Cinsel istek veya libido kaybı ilişkileri önemli derecede etkiler. “Cinsel bir ilişkide herhangi bir partnerin cinsel arzularındaki değişiklikler, eğer devam ederse ve çözülmezse, ilişkide sorunlara neden olabilir.”[3] Partnerin uyumsuzluğu ve sadakatsizliği, partnerin cinsel arzularının deformasyona uğrayacağı söylenir. Bu durum ilişki açısından pek sağlıkçı olmayacağı üzerine durulur.
Libidonun sağlıklı olduğu kabul edilen genel geçer bir seviye yoktur. Bazı insanlar her gün veya günde bir kereden fazla seks yapmak ister; diğerleri yılda bir kez veya hiç… Bununla birlikte, bir süre cinsel aktivite arzusu olmayan bir kişi, hipoaktif bir cinsel istek bozukluğu yaşıyor olabilir veya aseksüel olabilir. Aşırı derecede sık cinsel dürtüleri olan veya aniden artan cinsel dürtüsü olan bir kişiyse hiper seksüalite yaşıyor olabilir.[4]
Kraliçe Gertrude
Kraliçe Gertrude, Shakespeare oyununda hiçbir hükmü olmayan bir karakter olarak karşımıza çıkar! Aziz Çalışlar ’ın “Shakespeare Sözlüğü” kitabında “Oğluna bağlı bir anne, ancak Claudius tarafından kolayca aklı çelinen güçsüz bir kadındır” diye ifade edilir.[5] “Aklı çelinen güçsüz bir karakter!” Buradaki cümle bana açıkçası Gertrude’ tan daha zayıf gelmektedir! “Gertrude bu kadar güçsüz bir karakter mi?” Bu soru Shakespeare tarafından açıkça ifade edilmedi! Bu sebeple incelemeyi farklı kaynaklardan desteklenmesi gerektiği düşüncesindeyim. Hikâyenin başına gelmekte fayda var! Shakespeare bu oyunu yazarken Danimarkalı tarihçi/yazar Saxo Grammaticus’un 13.yy. başlarında tamamladığı İskandinav prensi Amleth’in hikâyesinden esinlendiği düşünülmektedir. Bu hikâyeye göre olay aynen şu şekilde gerçekleşir:
Danimarka efsanesinde cesur Wiking Horvendillus, Norveç Kralı’nı öldürür, Danimarka Kralı’nın kızı Gerutha’yla evlenir ve ondan Amlethus adında bir oğlu olur. Horvendillus, erkek kardeşi Fengo tarafından kahpece öldürülür. Fengo tahtı ele geçirir ve Horvendillus’ un karısıyla evlenir. Genç prens Amlethus sürgüne gönderilir, ardından Fengo onun öldürülmesini emreder. Amlethus suikasttan kurtulur, memleketine geri döner ve Fengo ’yu öldürür. Kral olur, düzen zenginlik kısa süreliğine Danimarka’ya geri döner. Amlethus ’un annesi Gerutha’yla ne olduğu Danimarkalı tarihçiler tarafından belirtilmez, tıpkı Homeros’un Klütaimnestra’nın sonunun ne olduğunu belirtmemesi gibi.[6]
Metinler arası düşünülecek olursak; Shakespeare, Gertrude karakterini özüne has bir şekilde yazmamış gibi görünüyor. Fakat yazarın her şeyin bilincinde olduğu kaçınılmaz! Bir kadının babasının katiliyle evlenmesi, kocasının katiliyle evlenmesi kadar açık olan bir şey yok diye düşünülebilir. Her ne kadar ortada bir ensest ilişki var olsa da geçmişte başlayan sıradanlaşmak, belli ki sonrasında bazı duyguların açığa çıkmasına sebep olmuştur! Bu durumu Gertrude Hamlet’ e şu replikleri söylerken anlıyoruz:
KRAL
Neden hep kara bulutlar gibisin böyle?
HAMLET
Hiç değil, efendimiz, güneşin yanı başındayım.
KRALİÇE
Canım Hamlet, at üstünden bu gece karanlığını,
Biraz da sevgiyle bak Danimarka’ya.
Gözlerin hep böyle çevirip yere
Toprakta aramasın değerli babanı.
Her yaşayan ölür, sonsuzluk hepimizin sonu,
Olağan bir şey bu.
HAMLET
Evet bayan, olağan gerçekten.
KRALİÇE
Öyleyse nedir aykırı görünen sana?[7]
Sevgi ya da bir başka çeviride “dost” diye çevrilen o sözcük daha ilk dakikalarda Gertrude ağzında dolanıyor.[8] Bu sözcüğün bir kadının ağzından daha o ilk dakikada çıkması, belki de duygusal olarak bir oluşumun veya bir saplantının içine girdiğini gösteriyor! Terry Eagleton kendi yazısında şu şekilde bir yoruma yer verir:
Bir kez Hamlet ile Gertrude arasındaki hayali ilişki Claudius’un devreye girmesiyle koparıldıktan sonra, Hamlet mütereddit bir biçimde “simgesel düzen” in (toplum içindeki paylaşılmış cinsel ve toplumsal roller sistemi) eşiğinde, onun içinde belirli bir konum almayarak ve alamayarak amaçsızca dolanır. Aslında zamanın çocuğunu, toplumun kendisine sunduğu, şövalye âşık olsun, itaatkâr intikamcı olsun, müstakbel kral olsun her türlü toplumsal ve cinsel konumdan kaçmakla geçirir. (…)[9]
Hamlet ile Gertrude arasındaki ana-oğul ilişkisi amca tarafından çoktan rafa kaldırılmıştır! Cinayet öncesinde gelişen bu durum, kraliçenin libidosunu tetikleyerek otoritesini sarsmıştır. Gençlik tutkusunun şahlanarak kadın olduğunun bilincine varmasını, onun hayata karşı bakış açısının değişmesini sağlamıştır. Onun için ölen çoktan ölmüştür! Fakat arzular, daha çok yeni! Arzuların taht cinayetlerinin üzerine açığa çıkması aslında çok yeni bir şey değil! Metinler arasından Gertrude’ un daha ilk hikayesinde babasının katili Kral Hamlet olduğunu söylemiştik. En azından Shakespeare esinlendiği öyleydi! Belli ki cinayet sonrasında kraliçenin yassı yatak odasında erozyona uğramış! Yoksa onca yıl babasının katiliyle aynı yatakta gününü zevk içinde geçirmezdi diye düşünüyorum. Üstelik herkeste istediğini almıştı! Gertrude kendi arzularını karşılamıştı, Kral Hamlet ise Gertrude’ u yatağına alarak Danimarka’nın yeni kralı olarak gücü elinde tutmaktaydı. Yani ortada böyle bir hâl varken Gertrude ’un Claudius ile yatağa girmesi, öyle pek sıradan bir durum olmadığı kanısındayım. Yoksa tarih bir döngü içinde tekrarlanmış olacaktı! Kral Hamlet ’in cinayetinin arkasında Gertrude olup olmadığı ayrı bir tartışma konusudur fakat şunu söylemek gerekir ki; kraliçenin yükselen libidosu, cinayetin bir etkeni olduğunu düşünmek gerekir. Gertrude’ un zayıf gösteren durum, arzularının yüksek olmasından kaynaklıdır. Her ne kadar bu durum cinayetin yolu dahilinde zayıflık gösterse de kraliçenin bilinci dahilinde gerçekleşen bir eylem olmadığı kanısındayım. Çünkü ona boyun eğdiren Claudius değil, tutkularıdır! Eğer burada tutkularına boyun eğmeyen bir Gertrude olsaydı ortada bir Hamlet hikâyesi olmayacaktı. Buradan bakılacak olursa Gertrude zayıf bir karakter olarak değerlendirmemiz pek doğru olmayacaktır. Bilakis tutkularının peşinde, tuttuğunu koparan, istediğini yapan, güçlü bir kadındır. Aslında güç ta kendisidir denilebilir fakat farkında değildir! Eğer aklı çelinen bir kadın olsaydı geçmişteki cinayetler kesinlikle göz ardı edilmezdi. Gertrude tutkularının peşinde bazı durumlarda sessizliğini korurken, bazı durumlarda kadınlık ve annelik kavramların yanında durmuştur. Jan Kott, bunun bir suçluluk mu olduğunu aklımıza sokuyor![10] Kanımca ortada bir suçluluk düşüncesi yok denilebilir. Kraliçe burada görülmeye görmüş olsaydı zaten İokaste gibi gerekeni yapardı!
Emily Graf makalesine görgü kurallarından bahseder. Makalesinde davranış protokolüyle alakalı bilgilere yer verir. Kraliçe Elizabeth gibi örneklerde dâhi bu protokol en katı şekilde uygulandığı söylenir. Dönem itibariyle ölen bir adamın yassı altı ay kadar devam ediyordu. Dul kalan eşi iki yıl boyunca yas kıyafeti giymesi ve en az on iki ay boyunca topluma katılmaması bekleniyordu. [11] Kraliçe bu katı kuralları delmekle bırakmayıp; Claudius ile evlenerek tahtın asıl varisini tahtan uzaklaştırmış oldu. Fakat yine söylüyorum bu durum Gertrude için çok uzak bir şey değil, sadece bir alışa gelmişlik! Bu onu suçlu yapmaz çünkü bu suç Baba Hamlet zamanında çoktan rafa kaldırılmıştır.
Sınırın ihlal edildiği bölgede, gücün el değiştiğini duvardaki iki tablodan anlaşılır. Gücün ta kendisi olan Gertrude, Baba Hamlet’ ten Claudius’a geçerek gücün sahibi olur. Gizli kapaklı, mahrem bölgede gerçekleşen bu durum kapıları kamuya açılır. Artık her şey açıktadır! Gertrude ve Hamlet ilk ve son kez baş başa kalarak orada yüzleşirler. Yüzleşme esnasında kedinin fareyle oynaması gibi bir oyun gerçekleşir. Fakat kim fare, kim kedidir? Gertrude, Claudius ve Hamlet arasında kalmış ve oğlunun durumu için Polonius ile iş birliği yaparak bir oyun içine girer. Polonius perdenin arkasına saklanarak olaylara tanık olmaya çalışması kendi sonunu getirir.
Gertrude, Hamlet’ in sözleri karşısında yıkılmıştır. Bu durum belki de kraliçe için bir pişmanlık belirtisidir. Yüzleşme sonrasında bütün sırlar ortaya çıkmıştır. Artık saklanan bir sır yoktur! Kraliçenin şehvetli bir kadın olması onun annelikten uzak olduğu anlamına gelmez. Kraliçenin oğlunu koruma isteğini, oyun boyunca karşımıza çıkmaktadır. Hamlet’ i depresyona sokan durum Gertrude nin amcasıyla olan evliliğidir fakat bu oğluna ilgisi olmadığı anlamına gelmiyordur. Rosencrantz ve Guildenstern’ den Hamlet’ e göz kulak olmalarını istemesi ve onu Wittenburg’a’ dönmesi konusunda cesaretlendirmesi onun Hamlet’ e olan ilgisini, diğer taraftan yine yazının başında söylendiği gibi Hamlet’ i yanında tutma cabası ona olan ilgisini gösteriyor.
Gertrude’ un gücü temsil ettiği artık çok açıktır. Diğer taraftan bakıldığında gücün getirmiş olduğu ölümler net bir şekilde açığa çıkmaktadır. Hikâyede yer alan bu ölümler, tam olarak Gertrude’ un dahilinde gerçekleşmese de bu sürecin bir parçası haline gelen bir etken gibi görünüyor. Polonius, Ophelia, Laertes, Claudius ve dâhi geçmişte yer alan Baba Hamlet mutlak gücün yanında yok olmuşlardır. Ayrıca ölümleri getiren eylemlerin başında yine Gertrude bulunmaktadır. Fakat en göze batan Hamlet’ in Claudius’a zorla zehri içirmesiyle gerçekleşiyor. Düşünebiliyor musunuz? Hayalet sonrasında Hamlet’ in Claudius’u öldürmesi için birçok sebep, etken ve dâhi zaman varken bu gerçekleşmiyor. Gertrude ’un bir sözüyle Hamlet eyleme geçiyor.
HAMLET
Kraliçe’ye ne oldu?
KRAL
Yaralarınızın kanadığını görünce bayıldı.
KRALİÇE
Hayır hayır, içki içki! Ah canım Hamlet ’im!
İçki içki! Zehirlendim! (Ölür)
HAMLET
Oh, alçaklar! Hey, kilitleyin kapıları.
İhanet! Çıkarın ortaya![12]
Hamlet, Kraliçenin ölümünden sonra otoriteyi de eline almış gibi görünüyor ve sürekli ertelenen Claudius’u öldürme eylemi ivedi gerçekleşiyor.
HAMLET
Kılıcın ucu zehirli öyle mi?
Öyleyse, ey zehir, göster kendini! (Kralı yaralar)
HEPSİ
İhanet! İhanet!
KRAL
Oh, dostlar, koruyun beni. Yalnızca yaralandım!
HAMLET
Al şunu, ahlaksız katil, lanetli Danimarkalı,
İç bakalım. (Kral’a zorla içirir.)
Kavuşma burada mı dersin?
Annemin peşinden git. (Kral ölür)[13]
Böylelikle Baba Hamlet ile başlayan cinayet serüveni Prens Hamlet ’in ölümüyle son bulur ve ortalık ceset yığını haline gelerek bir devir kapanır.
Kraliçe Klytaimestra
Antik Yunan denilince ilk akla gelen kadın karakterlerdendir, Klytaimestra! Üzerine birçok oyun ve metinler yazılmıştır. Aiskhülos, Sophokles ve Euripides bunlardan bir kaçıdır. Azra Erhat’ın “Mitoloji Sözlüğü” adlı kitabına bakıldığında adı Klytaimestra ya da Klytaimnestra olarak geçer. “Tyndareos’la Lada’nın kızıdır. Leda kuğu kuşu haline girmiş tanrı Zeus’la birleştikten sonra, iki yumurta doğurmuş derler. Birinden Helena ile, Polydeukes, öbüründen Klytaimestra ile Kastor çıkmış, Helena ile Polydeukes Zeus’un dölleri, Klytaimestra ile Kastor ölümlü Tyndareus’un çocuklarıymış.”[14] Klytaimestra’yı güçlü yapan etkenlerin başında kıskançlık gelmektedir. Ana rahminden düştüğü andan itibaren başlayan bu süreç, ölümüne kadar devam etmiştir!
Birçok uzmana göre Klytaimestra ’ın Agamemnon’ a olan öfkesinin altında kızı Iphigenia’ ın kurban edilmesi olduğu söylenir! Bu doğru olabilir, fakat mitolojiyi bakıldığında bu çok yeni bir şey değil gibi görünüyor? “Agamemnon ’la evlenmeden önce Klytaimestra’yı bazı efsaneler Tantalos’la evli gösterir.”[1] Klytaimestra ile evlenmeyi düşünen Agamemnon, Tantalos ve oğlunu öldürerek Klytaimestra sahip olduğu söylenir. Ortada böyle bir mitoloji varken; “Klytaimestra çocukları arasında bir ayrım mı yapıyor?” yapıyor sorusu çıkageliyor! Ya da Tantalos ’un lanetli bir geçmişinin bulunması onu, Agamemnon tarafından kurtarıldığı gerçeğini mi veriyor? Her ne kadar bu konuyla alakalı elimizde birçok mit yer alsa da birçoğunun hikayesinin farklılık gösterdiğini biliyoruz. Fakat Klytaimestra’ nın ana rahminden doğduğu günden itibaren Helena’ya karşı kıskançlık içinde olduğu açıktır. Öyle ki Klytaimestra’ nın ölümsüz bir babadan oluşu, onu kıskançlık içinde yaşamını şekillendiren ilk etken olmuştur. Sonrasında dünyanın Helena çevresinden dönmesi, onu olumsuz duygular içine girmesine neden olmuştur. Kanaatimce Agamemnon ’un Tantalos’ u öldürmesi, kendisine sahiplenişi, ona arzularının filizlenmesine sağlamıştır. Onun düşüncesiyle belki de lanetlerin başı Tantalos ölmesiyle her şey daha iyiye gidecekti! Yoksa orada bir çocuğu öldürülmüştü!
“Klytaimestra ’nın Agamemnon’ a olan kızgınlığı, Iphigenia’ nın kurban edilmesi mi ya da bir babanın kızını öldürmesi mi?” Sorusu her daim uzmanlar tarafından sorulan bir sorudur. Normal bir kadın izlenimi üzerinden gidildiğinde elbette annelik içgüdüleriyle hareket ettiği söyleyebiliriz. Fakat dönem itibariyle Atina Demokrasisinde bu tür olaylara rastlamak oldukça kolay bir durumdur diyemem! Dönem çalkantılı bir dönem, ensest ilişkiler ve lanetlerin birbiri üzerine yığılıyor! Hırs, hüküm ve güç, ön plandadır fakat unutmamak gerekir tanrılar dahilinde! Bu sebeple Klytaimestra ‘nın Agamemnon’ a olan öfkesi, Iphigenia üzerinden bir annelik duygusuyla “anne kız” ikilemi içerisinde düşünülebilir. Fakat mit bunu kabul etmiyor düşüncesindeyim! Kanımca Klytaimestra ’nın Agamemnon’ a olan öfkesi kızının tanrılara kurban edilmesinden kaynaklıdır! Diğer tarafta Iphigenia’ nın kurban edilmediği yönünde metinler mevcut! Öyle ki bu metinlerde, İbrahim’in oğlunu kurban ederken, tanrı tarafından çocuk yerine bir koçu kurban etmesi gibi benzer durum yaşanır. Olayları yakından seyreden Artemis son anda olaylara müdahale ederek gökten bir geyik indiriyor ve kızın yerine bu geyiği Agamemnon ‘un kurban etmesini söyleyerek büyük bir trajediyi engelliyor! Agamemnon geyiği Artemis adına kurban keserek, karşılığında Artemis’ten istediği güçlü rüzgarları almayı başarır. Iphigenia ise Artemis tapınağında rahibelik yapmaya başlar. Agamemnon ‘un buradaki tavrı ve hareketi Klytaimestra benliğinde öfkeye neden olmuştur! Burada bir şeye dikkat edilmesi gerekiyor; o da yapılan onca şeyin Helena’ya hizmet etmesidir! Klytaimestra ‘nın Agamemnon’a olan öfkesi, kızını Artemis’e kurban vermesinden ziyade, kızının Helena’ya kurban vermesidir!
Bıçakla Agamemnon birleşmesinin yolunu açan Aigistos ’tur. Bilinç dahilinde işlenen bu cinayet, bir plan dahilinde işleme koyulmuştur. Geçmişte yaşanan ensest ilişkiler kendi döneminde tekrar gün ışığına çıkarak canlanmaya başlar;
Atreus’un sürüsündeki bir koyun, egemenliğinin bir simgesi olarak altın postluymuş, Atreus onu Artemis’e kurban etmeyi ant içmiş ama andını yerine getiremeyip, kendine saklamaktaymış. Anca, bu arada Tüestes, Atreus’un karısı Aerope’yi ayartmış, kadın da altın postu gizlice kocasından aşırıp Tüestes’e getirmiş. (…)[15]
Olayların aynı ışıkla ceyran etmesi bir tesadüf olmamakla birlikte bir lanetin devamı niteliğindedir. Karakterler yapacakları eylemlerin nelere mal olacağının çok iyi bilmektedirler. Şu soru adeta insanın kafasına kazılıyor gibi: Yapılan bunca ensest ilişkilere rağmen Kraliçeyi kıskandırmaya götüren durum nedir? Kasandra mı? Kanımca, Kasandra’ dan çok Kasandra ‘nın Helena’nın bir uzantısı yani bir ürünü olması onu kıskaçlığa götürmüştür. Bu oyunda kıskaçlıklar ön planda işlenirken ensest ilişkiler ve dahi cinayetler kapalı duvarlar arkasında gerçekleşir. Fakat bu bilinmelidir ki; bu durum, kraliçede libidosunun olmadığı gerçeğini göstermez! Antik Yunan metinlerinde bütün yaşanan olaylar, olmuş bitmiş bir biçimde gerçekleşerek, kapalı mekanlar arkasında gerçekleşir.
Bir durum daha çok açık bir şekilde göze görünür hale gelmektedir; Kraliçenin dönem itibariyle iki kez kocası öldürülmüştür. Kocalarını öldüren ya da öldürmeye teşebbüs eden kişiler ise, yine kendisiyle bir birliktelik yaşaması bir rastlantı değildir muhakkak! Buradan yola çıkarak, kraliçenin aslında belli bir duygularının açığa çıkmasının arkasında bir arzunun yattığı muhakkaktır. Bu arzu ise ta geçmişten başlayan kardeşi Helena üzerinden gelen bir durum olduğu metinlerde yer almasa da böyle olduğu kanısındayım. Fakat “Agamemnon” oyunun sonuna doğru Klytaimestra bütün olanların başkası tarafından yani öç alıcılar tarafından yapıldığını söyleyerek olayları farklı boyuta taşımaktadır.
KLÜTAİMESTRA
Bunu ben yapmışım gibi konuşuyorsun ya
Bari benim Agamemnon ‘un karısı
Düşünme ve söyleme!
O hiç unutmayan lanet, o eski öç alıcı ruh,
Ölünün karısı suretinde gelip öfkeyle,
Bu adamı kurban ederek
Öcünü aldı etleri yenmiş masum çocukların![16]
Anlaşılıyor ki bu cinayet her ne kadar kıskaçlık üzerinden başlayan bir durum gibi algılansa da Eumenidler dahilinde gerçekleşiyor. Öyle ki kraliçenin kendisi oyun sonunda bu cinayetin son olmasını diliyor. Çünkü yapmış oldukları eylemin yeni bir lanet doğurduğunun farkındadır.
KLÜTAİMESTRA
Bu sözünle, gerçeğe parmak bastın
Sen; ama işte ben Pleisthenesoğulları’nın,
Atreusoğulları’nın o ifritiyle
Bir anlaşma yapmak isterim: Bu en dayanılmaz
Dönem benim sırtımdan geçsin, kabul; yeter ki,
Terk etsin o ifrit bu sarayı ve gitsin, kendine
Bir başka soy bulsun, karşılıklı kırdıracak!
Birbirini izleyen cinayetler çılgınlığı
Bu saraydan defolup gitsin de bana
Çok küçük bir pay kalsın, razıyım!
(Klütaimestra elindeki kılıcı atar.
(Aigistos, muhafızlarıyla birlikte gelir)
Klytaimestra, ensest üzerinden gerçekleşen lanetlerin getirmiş olduğu cinayetlerin sonunda sıranın kendisine geleceğini çok iyi biliyordur. Bu durumda artık bu cinayetlerin bitmesi için bir anlaşmaya yürümektedir. Oyunun sonunda her şey olacağına varmıştır. Kendisi de bu cinayetlerin bir parçası haline gelerek hikâye sonlamış olur.
Sonuç
Antik Yunan’dan Rönesans’a uzanan Gertrude ve Klytaimestra karakteri ayrı ayrı ele alınarak metnin incelenmesi yapılmaya çalışıldı. Kraliçelerin yapmış oldukları bu eylem çerçevesinde kocalarının katiliyle ya da işbirlikçileriyle evlenmesinin arkasındaki bilinmezliğin, arzudan kaynaklı olduğu anlaşılıyor. Fakat inceleme sonucunda metin bize iki faklı bir akış içerisine götürüyor.
Gertrude karakterinde bakıldığında, gücün ta kendisi olduğu ve şehvete aç olduğu açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Karakterin cinayetlere dahili olmasa da onların bir parçası haline dönüştüğünü buradan anlıyoruz. Oyunda yer alan bütün ölümler bir ertelenme söz konusu içerisinde yer alıyor. Gertrude’ nin dahiliyle bütün ertelenen ölümler, tek tek amacına ulaşıyor ve oyunda yer alan ölümler birey tarafından gerçekleşiyor.
Klytaimestra karakterine bakıldığında ise kıskaçlığın getirmiş olduğu bir arzu anlaşılmaktadır fakat bunu açık olarak görülmemektedir. Karakterin cinayetlere dahili birebir olmakla birlikte işlenen cinayetler ivedi bir şekilde gerçekleşerek amacına ulaşmaktadır. İki metinde yer alan bir başka detay ise Gertrude ’nin insan merkezli bir yerden ilerlerken, Klytaimestra, farklı bir çizgide doğaüstü varlıklar dahilinde cinayetleri işlenmektedir.
[1] Nevzat Yüksel, “Libido ne demek? Libido ne anlama gelir?” https://www.cumhuriyet.com.tr
[Erişim: 08.04.2024].
[2] Kadir Tepeler, “Libido nedir? Libido nasıl artar?” https://www.drtepeler.com [Erişim: 11.04.2024].
[3] Enes Kocabey, “Libido nedir? Cinsel Faktörü Etkileyen Faktörler nelerdir?” https://evrimagaci.org
[Erişim: 11.04.2024].
[4] Enes Kocabey, “Libido nedir? Cinsel Faktörü Etkileyen Faktörler nelerdir?” https://evrimagaci.org
[Erişim: 11.04.2024].
[5] Aziz Çalışlar, Shakespeare Sözlüğü, (İstanbul: Mitos Boyut Tiyatro Yayınları, 1994), s. 69.
[6] Jan Kott, Antik Tragedyalar ve Çağdaş Yorumları, Çev. Ayşe Selen, (İstanbul: Mitos Boyut Tiyatro
Yayınları, 2006), s. 217-218.
[7] William Shakespeare, Hamlet, Çev. Sabahattin Eyüpoğlu, (İstanbul: Türkiye İş Bankası Yayınları, 2023), s. 11.
[8] William Shakespeare, Hamlet, Çev. Bülent Bozkurt, (İstanbul: Remzi Kitabevi, 2022), s. 46-47.
[9] Terry Eagleton, William Shakespeare-Trajedi, Çev. Cüneyt Yalaz, (İstanbul: Ketebe Yayınları, 2018), s. 96-97.
[10] Jan Kott, Çağdaşımız Shakespeare, Çev. Teoman Güney, (İstanbul: Mitos Boyut Tiyatro Yayınları, 2017), s. 56.
[11] Emily Graf, “Gertrude’s role in Hamlet”, (Senior Honors Thesis, Eastern Michigan University, 2013), s. 25
[12] William Shakespeare, Hamlet, Çev. Bülent Bozkurt, (İstanbul: Remzi Kitabevi, 2022), s. 219.
[13] William Shakespeare, Hamlet, Çev. Bülent Bozkurt, (İstanbul: Remzi Kitabevi, 2022), s. 220.
[14] Azra Erhat, Mitoloji Sözlüğü, (İstanbul: Remzi Kitabevi, 1993), s. 194.
[14] Azra Erhat, Mitoloji Sözlüğü, (İstanbul: Remzi Kitabevi, 1993), s. 194.
[15] Aiskhülos, Oresteia, Çev. Yılmaz Onay, (İstanbul: Mitos Boyut Yayınları, 2016), s. 158.
[16] Aiskhülos, Oresteia, Çev. Yılmaz Onay, (İstanbul: Mitos Boyut Yayınları, 2016), s. 63,64.

Celil Efendiler, 1988 yılında Rize’de doğdu. İlkokul, ortaokul ve lise eğitimini burada tamamladı. 2005–2008 yılları arasında bir süre ticaretle ilgilendi. 2010 yılında askerlik hizmetinin ardından Sadri Alışık Akademi’de oyunculuk eğitimi aldı.
2012 yılında başladığı Rize Üniversitesi Makine Bölümü’nden 2014 yılında mezun oldu. Aynı yıl, Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı gençlik kampları ve gençlik merkezlerinde Gençlik Lideri olarak görev yaptı.
2019 yılında Çekmeköy Tiyatro Topluluğu’nu kurdu. Pandemi sürecine kadar burada iki çocuk oyunu ve bir yetişkin oyunu yazıp yönetti. Aynı dönemde çeşitli drama çalışmaları da yürüttü.
Hâlen, 2022 yılında kazandığı İstanbul Medeniyet Üniversitesi Sahne Sanatları Bölümü’nde eğitimine devam etmektedir.