Makale

FİCHTE’NİN FELSEFE DÜŞÜNCESİ ÜZERİNDEN SCHILLER’İN YAZMIŞ OLDUĞU “HİLE ve SEVGİ”

Bu yazıya başlamadan önce: Fichte’nin tragedya üzerine net bir düşünceye sahip olmadığını başta söylemek gerektiği inancındayım! Fakat şu söylenebilir ki; Fichte’ nin felsefe üzerindeki çalışmaları ya da düşünceleri, özellikle; “Bilim öğretisi, Ahlak öğretisi, Hukuk ve Devlet felsefesi, Tarih felsefesi ve Din felsefesi” üzerindeki düşünceleri onu dünya çapında tanınmasını sağlamıştır. Fichte’ nin, tragedyadan ziyade felsefe üzerinde yapmış olduğu düşüncelerini, Schiller’in “Hile ve Sevgi” adlı oyun üzerinden ele alınmaya çalışılacak.

Öncelikle Fichte ve Schiller arasında büyük bir tartışma olduğunu söylemek gerekir. Emiliano Acosta göre, Schiller ile Fichte arasındaki bu felsefi tartışma, genellikle Saatler anlaşmazlığı olarak bilinen şeyin ötesine geçiyor. Aslında bu, ilk etapta yaşam ve düşünce diyalektiğini kavramanın iki yolu arasındaki çatışmayla ilgilidir: Fichte ‘de kimlik diyalektiği ve Schiller’de farklılık diyalektiği. Bu mantıksal aygıtlar çok farklı, hatta çelişkili önermelerden gelişir. Schiller estetik aklın önceliğinden yola çıkarken, Fichte Kant’ın pratik aklın önceliği dediği şeyin radikalleştirilmesinden yola çıkar. [1] Fransız devriminden sonra Fichte ve Schiller arasındaki tartışma daha çok özgürlük ve zorunluluk kavramını esas alır. Fichte göre siyaset ahlâk ile yönetilerek geliştirilmelidir. Kendi başına yönetildiğinde insanın baskıcı ve zorba bir diktatöre dönüşebileceği kanısına varır. Schiller için ise herhangi bir çare yoktur. İnsanların   bir arada yaşayabilmeleri için başka bir alan bulmak yönünde düşünceye varır.  Ahlaksız siyasetin Fichte’ ye güven duygusu içine bırakmazken, Schiller için teslimiyet öncelikle esas alınır. Böyle bir bilgiden sonra Fichte’nin düşüncesi üzerinden Schiller’in “Aşk ve Hile” eserini ele almak oldukça önem arz edecektir.

Nicolai Hartmann, “Özgürlük verili bir durum olmayıp, bir ödevdir.” diye bahseder “Fichte Kantçılar ve Kant Karşıtları” adlı kitabında! [2] İnsanın en iç belirlenimi özgür olmaktır. Ahlak yasasının içeriliği de sadece, bu belirlenimi hayata geçirmek, gerçekten özgürleşmek olabilir. Bu da ancak eylem, bütün dış ereklerden vazgeçerek kendine ait öz ereği olarak kendini hedef edindiğinde mümkündür. [3] Schiller’in beş perdeden oluşan ve ilk defa 13 Nisan 1784 tarihinde sahneye konulduğu düşünülen “Hile ve Aşk” oyununda birçok karakterin düşüncesinde özgür olma bilinci yattığı düşüncesindeyim. Oyun, soylu bir aileden gelen Ferdinand ve orta sınıftan olan bir müzisyenin kızı Luise Millerin’in samimi aşkının hain entrikalar sonucu ölümle bitmesini konu alır.

 

Konumuz burada Fichte üzerindense, kişinin özgür olma bilincini ilk olarak karakterin ahlak yapısına bakılarak çalışılmasında fayda olacağı düşüncesindeyim. Fichte’ nin devlet ve hukuk düşüncesinde bakıldığında, buna en güzel örneğin Ferdinand’dan ziyade Nazır Von Walter ve Wurm karakterinde olduğu kanısındayım. Fakat burada yer alan ahlakı zemin Schiller tarafından teslimiyete bırakılmıştır. Nazır Von Walter, hırslı ve tuttuğunu koparan bir insandır. Bulunduğu mabeyinci konumunu gelebilmek için ünündeki engelleri tek tek yok etmiştir. Bulunduğu konum kendisine yetmemiş ve oğlu Ferdinand’ı bir şekilde yolunu bularak binbaşı rütbesine kadar yükselterek gücüne güç katmıştır.  Fakat bu hırsı bununla sınırlı kalmamıştır. Prensin gözdesi olan Lady Milford ile anlaşarak onu oğluyla evlendirmeye ikna etmiştir. Fakat planlar altüst olur. Çünkü büyük bir engelle karşılaşmıştır. Üstelik bu engel en yakını tarafından gerçekleşmiş olur. Ferdinand’ın orta sınıf bir çalgıcının kızıyla gönül ilişkisi içindeydi. Nazır, Ferdinand’a kızdan ayrılmasını ve prenses ile evlenmesini söylese de o bunu kabul etmez. Üstelik daha öteye giderek babası Nazır’ı yapmış olduğu hilelerden dolayı tehdit ederek bu duruma son verir. Burada her şey sonlanmış gibi görünür. Fakat hiçbir şey göründüğü gibi değildir! Schiller bu oyunu mutlu sonla bitirecek bir yazar değildir! Bu bakımdan oyun Fichte’nin düşüncelerine örnek alacak biçimde ilerlemeye devam eder. Bu bakımdan Kötü ahlaka sahip olan Nazır karakterine yardımcı olacak ikinci ahlaksızına start verilir. Wurm, Nazır’ın hususi kâtibidir ve onun bütün sırlarına ortaktır. Çalgıcının kızı Luise de gönlü vardır. Bu durumun karşılıksız olması onun zihninin harekete geçirmesine sebebiyet verir. Plan hazırlanır. Bu plan doğrultusunda ahlaksız bir zemin oluşturularak Miller koca bir çukura düşerek hapse attırılır! Çıkması içinde Luise ’ya kendi aleyhine mektup yazması istenir. Üstelik bu mektubu kendisinin yazdığına dair, kilisede yemin ettirilerek. Böylelikle Luise’nin teslimiyeti sağlanır. Nazır, oyun sonuna kadar pişmanlık belirtisi içine girmez ama vicdanı son anda açığa çıkar. Wurm karakterinde ise hiçbir şekilde ne vicdan ne de pişmanlık belirtisi yer alacak gibi değildir!  Birey böylelikle özgür olma bilincini ahlaki zemin üzerinden gerçekleştirerek eylemlerini sonlandırmak için önemli bir adım atmış olur!

Oyun kanımca tam olarak   Fichte’ nin, hukuk ve devlet felsefesi üzerine güzel bir örnek taşımaktadır. Bununla birlikte, bilginin nasıl oluştuğuna dair Fichte ifadesini, oyunda yer alan karakter üzerinden bir örnek verilerek daha anlaşılır hale geleceği düşüncesindeyim. Macit Gökberk’in Felsefe Tarihi adlı kitabında Fichte, bilgi oluşumunu şu şekilde ifade eder; Fichte’ ye göre bütün bilgimiz diyalektik bir nitelik taşıyan, yani karşıtlıkları aşarak ilerleyen üç adımlı hareketle oluşur. Bir objeyi bilmek: 1. Onu real bir şey koyup kavramak (a, a’dır); 2. Onu öteki objelerin karşısına koyup bunlardan ayırt etmek (a, non-a değildir); 3.a ile non-a’yı, ikisini de içine alan bir kavram içinde sınırlamak demektir. Fichte’nin kendisinin verdiği bir örnek: 1. Altını görüp tanırım (birinci adım); 2.onu bakırdan ayırt ederim (ikinci adım); 3.onu bakır karşısında şu ya da bu nitelikte sınırlanmış bir ‘maden’ olarak kavrarım (üçüncü adım). İşte, Fichte’ ye göre bütün bilme bu üç adım ile bu üç edimin (tez, antitez ve sentez ‘in) birbiri ardından gelmeleriyle gelişir. [4] Nazır’ın gönül birlikteliğine karşı çıkmasıyla Ferdinand, üçüncü perde dördüncü sahnede Luise ’ye uzaklara gitmeyi teklif eder. Fakat Luise bu teklifi bir hiçbir şekilde kabul etmez;

FERDINAND: (Birdenbire sersemlikten kurtularak) ben kaçıyorum Luise! Sahiden benimle beraber gelmeyecek misin?

LUİSE: (Odanın arka tarafında oturmuş ve yüzünü elleri ile kapamıştır) Vazifem burada kalmayı ve ıstırap çekmeyi emrediyor.

FERDINAND: Yalan, yalan söylüyorsun, seni buraya bağlayan başka bir şey var!

LUİSE: (En derin ve içli bir azabı anlatan bir sesle.) Ziyanı yok, öyle farz edin! Böylelikle belki daha az acı çekersiniz.

FERDINAND: Ateşli bir aşka karşılık, soğuk bir vazife duygusu ha! Beni bu masalla mı aldatacaksın? Hayır, seni buraya bağlayan bir âşıkın var. Eğer şüphelerim doğru çıkarsa ikinizin de vay haline! [5]

Zihin burada kendini şüpheye bırakmıştır. Onu ayırt edebilmesi gerekir! İşte tam burada Ferdinand’ın bulması için düşürülen mektup, burada devrede girer. Objenin burada altın mı yoksa gümüş mü olduğu açığa çıkacaktır!  Fichte’ ye göre, kendi kendisini faaliyete geçiren aktif ilkenin doğasında kendi kendisini sınırlamak vardır; o, var olurken kendi kendisini sınırlar. Bu sınırlamayı, örneğin kırmızı, tatlı, soğuk duyumlarında yaşarım. Duyusal nitelikler kendilerini bana zorla kabul ettirir ve böylelikle ‘beni’ sınırlar. Bu suretle dış âlem, teorik felsefede zihinsel bir olayı açıklamak için, bir varsayımdan başka bir şey olamaz. Zira ’ben’ kendisini sınırlayan bir nesneyi zorunlu olarak tasarlar. Bu nesne gerçek değildir. Onu vazeden ona bir gerçeklik veren ve onu kendisine nakleden de ‘ben’dir. Bu nesnenin tasarımı hayal gücünün bilinçsiz bir eseridir. Ruh hem hareket eden hem de düşünen olamayacağından, onun faaliyeti bir üretme ve düşünme dizisiyle zorunlu olarak kısıtlanmış olur.[6] Bu çerçeveden metne dönülecek olursa; Nazır Von Walter, Wurm’ un planı dahilinde Mareşal’i de bu plana dahil ederek hilelerine bir başkasını katmış olur. Bu plan dahilinde daha önce de söylendiği gibi Miller çeşitli suçlamalardan koca bir çukura düşürülerek hapse attırılır ve ardından onun kurtulması için Luise’nin kendi aleyhine mektup yazması için tehdit edilir. Luise mektubu yazmak zorunda kalır. Hatta kiliseye giderek mektubu kendisinin yazdığına dâhi yemin ettirilir. Diğer taraftan bu mektup, Mareşal tarafından düşürülmüş süsü verilerek Ferdinand tarafından bulunması sağlanır. Bu mektup Luise’nin kendi el yazısıyla yazılmıştır. Mektupta Mareşal ile Luise arasında bir ilişki içinde olduğuna yöneliktir. Zihin burada gerçeği görmediğinden farklı eylem içerinde bulunur. Fakat yapılan eylemler dâhi gerçeği görmesine katkıda bulunmaz;

MAREŞAL: Bırakın beni, bırakın! Size her şeyi açıkça anlatacağım.

FERDINAND: Ah! Bu kızla sevişmek başka biriyle ilahi bir aşk yaşamaktan daha tatlı olmalı! Bu kız sefahate dalmak isteseydi, ruh kıymetlerini çiğner, şehveti bile fazilet şekline sokabilirdi. (Tabancayı Mareşal’in kalbine dayayarak.) onunla işi nereye kadar vardırdın? Açıkça söyle, yoksa ateş ediyorum!

MAREŞAL: Hiçbir şey, hiçbir şey yapmadım. Ne olur, bir dakikacık sabredin! Sizi aldatıyorlar.

FERDINAND: Sen de bunu bana hatırlatmak küstahlığına bulunuyorsun, değil mi melun? Onunla işi nereye vardırdın? Söyle, yoksa gebereceksin!

MAREŞAL: Mon Dieu! Allah’ım! Söyleyeceğim. Evet söyleyeceğim… Fakat beni dinleyin… Babası… kendi Babası…

FERDINAND: (Daha fazla kızarak.) kızını sana mı peşkeş çekti? Onunla işi nereye kadar vardırdın? Doğru söyle, yoksa öldürürüm!

MAREŞAL: Deli gibisiniz, bir şey dinlemiyorsunuz ki. Ben onu ömrümde bir kez olsun görmedim. Onu tanımıyorum bile. Hakkında hiçbir şeyde bilmiyorum.

FERDINAND: (Geri çekilerek.) hiç görmedin mi? Onu tanımıyor musun? Hakkında hiçbir şey bilmiyor musun? Kızcağız senin yüzünden mahvoldu. Bir de onu inkâr ediyorsun, hem de bir nefeste üç defa inkâr ediyorsun, öyle mi? Defol gözüm görmesin! Aşağılık herif! (Tabancasını kabzasıyla vurarak dışarı atar.) Barut, senin gibi sefiller için icat edilmedi. [7]

Bilinç burada kapalı durumdadır. Çünkü öncesinde kendisiyle birlikte kaçmaya yanaşmayan Luise karşısında şüphe içine girmiştir. Mektup hilesi karşısında Ferdinand, düşünme duyusunu kaybederek gerçeklerden tamamen uzaklaştığından real durumdan uzaklaşmış durumda kalmıştır. Luise’nin gerçekleri söyleyememesinin altında mutlak inanca sahip oluşu vardır. Dini bağlılığı onu gönül ilişkisi içinde bulunduğu Ferdinand’dan uzak tutmuştur. Klişede zorla yemin etmesine rağmen dini burada egemen olmuştur. Diğer taraftan bakıldığında Nazır ve Wurm karakterlerinde bu durum söz konusu değildir. Din burada daha çok yüksek sınıflı insanlardan ziyade orta sınıf ve aşağısı için konumlandırılmış durumdadır.

WURM: Kız babası sever. Hatta diyebilirim ki çılgınca sever. Onun hayatının hiç değilse hürriyetinin tehlikeye girmesi hele bütün bunlara kendisinin sebep olduğunu düşünerek duyacağı vicdan azabı… binbaşıya sahip olmanın imkansızlığı ve nihayet uğrayacağı kafa sersemliği – bunu da ben üstüme alıyorum.-işi halletmeye yeter… Kız muhakkak tuzağa düşecektir.

NAZIR: Peki, ya oğlum? O bunları fark etmez mi? Büsbütün çileden çıkmaz mı?

WURM: Bu işi de bana bırakınız efendimiz. Bütün aile bu işi gizleyeceklerine hileyi açığa vurmayacaklarına dair kitaba el basıp yemin etmeden karı koca serbest bırakılmayacak.

NAZIR: Yemin mi? Yemin ne işe yarar, be sersem?

WURM: Bize göre hiçbir şeye, efendimiz. Fakat bu çeşit insanlar için her işe yarar. Göreceksiniz bu yoldan her ikimizde ne incelikle hedefe varacağız. Kız, binbaşının sevgilisi, şeref ve itibarını kaybedecek. Ana ile baba da başlarına gelenlerden sonra, kuzu gibi yumuşayacaklar, zararın neresinden dönersek kârdır diye kızlarıyla evlenip şerefini iade etmemi de bir alicenaplık olarak kabul edecekler. [8]

Böylelikle oyun iki temel kavramı da bizlerin karşısına çıkartıyor. Mutlak inanç ahlaksız birey karşısından kendini sınırlandırmış bir şekilde konumlandırıyor. Oyunun sonunda Ferdinand karakterinde pişmanlık belirtisi ön planda açığa çıkıyor. Bilerek işlenen cinayet, onu tanrı karşısında çaresiz bir durumda konumlandırır. Ferdinand bu yükü Nazır’a havale ederek sona gelmiş olur! Nazır’da sona doğru pişmanlık belirtisi göstererek kendisini tutuklanmasını ister.

Daha çok ahlak üzerine durduğumuz bu metinde, özellikle Lady Milford karakterine bakıldığında; diğer karaktere göre farklı bir çizgide olduğu görülür. Oyunun başından itibaren Lady Milford zevk düşkünü bir kadın olarak karşımıza çıkar. Fakat oyun ilerledikçe karakterin öyle bir noktada olmadığı açığa çıkar: Lady Milford, halkı uğruna fedakârca hizmette bulunan kadındır. Her ne kadar halk tarafında ahlaksız bir kadın olarak ilan edilse de halkın çıkarını korumak için ve dâhi Ferdinand ile evlenmek için, bütün söylenenlerin bilincinde büyük bir kararlıkla yoluna devam etmiştir. Fakat daha ilk karşılaşmada Ferdinand ile yolları ayrılır. Çünkü arada başka bir kadın vardır. Bu durum karşısında her ne kadar Lady üzülse de diğer bir taraftan Ferdinand’ a karşı hayranlığı bir o kadar daha artmıştır. Fakat burada karakter ahlaki zeminden uzaklaşmıştır. Çünkü bilinç arayış içine girerek engelleri kaldırmak istiyordur!  Luise kolay ceviz değildir. Bu yüzden zihin bütün denemelere rağmen hedefe varamadan kendi içinde çatışmayla karşı karşıya kalmıştır. Belki de karakterler içinde hedefine ulaşamayacağını anlayan tek kişi Lady Milford ’dur.  Çünkü karşılaşma sonrasında bütün hedeflerinden geri dönerek bulunduğu yeri terk etmiştir. Bu cümleye istinaden, Nicola Hartmann’ ın “Fichte, Kançılar ve Kant Karşıtları” adlı kitabında Fichte’ ye göre çözümü şu şekilde yer alır: Kavram, başka deyişle evrensel son erek yasası, en son temellerinde ‘benim yasası’ ile çakışır. İstemenin gereğinin yasası karşısında özgür kalması ancak benim tam da bu yasayı kendi istenci içine alması ile olanaklıdır. Bununla birlikte, problem çözümlenmesinin ortaya koyduğu şekliyle, bu çözümün dile getirilen talebe karşılık gelmediğini de kabul etmek gerekir. [9] Karakter burada isteği doğrultusunda kendi zihninde çatışma içine girerek buna son vermek ister. Bu doğrultuda kendisi için en doğru kararın bulunduğu yeri terk etmek olarak sonuca varır. Açık olarak söylemek gerekirse hedefine varamayacağını anlayarak kabullenir.

Schiller’in yazmış bu oyunda Fichte üzerinden bakıldığında; siyasetin ahlaksız bir şekilde yapılmasının ne denli sonuçlara varacağını açıkça anlaşıldığı kanaatindeyim. Bununla birlikte yukarda da yazıldığı gibi Schiller bu oyunda bütün karakterlerinde teslimiyet gerçekleşir. İnanç karşısında gerçekleşmiş olur.

KAYNAKÇA

Acosta, Emiliano. “Schiller Fichte’ye karşı: Alman idealizminin kökeninde politik olanın estetikleştirilmesi ve ahlakileştirilmesi” https://journals.openedition.org  [Erişim: 09.01.2024].

Hartmann, A. (2021). Fichte, Kançılar ve Kant Karşıtları. (1. Basım). (Çev. S. Günanç). Ankara: Ayrıntı Yayınları.

Gökberk, M. (2022). Felsefe Tarihi. (35. Basım).  İstanbul: Remzi Kitapevi Yayınları.

Schiller. (1951). Hile ve Aşk. (1. Basım). (Çev. Z. Özveren ve L. Ay). İstanbul: Milli Eğitim Basımevi

Celil Efendiler

Celil Efendiler, 1988 yılında Rize’de doğdu. İlkokul, ortaokul ve lise eğitimini burada tamamladı. 2005–2008 yılları arasında bir süre ticaretle ilgilendi. 2010 yılında askerlik hizmetinin ardından Sadri Alışık Akademi’de oyunculuk eğitimi aldı.2012 yılında başladığı Rize Üniversitesi Makine Bölümü’nden 2014 yılında mezun oldu. Aynı yıl, Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı gençlik kampları ve gençlik merkezlerinde Gençlik Lideri olarak görev yaptı.2019 yılında Çekmeköy Tiyatro Topluluğu’nu kurdu. Pandemi sürecine kadar burada iki çocuk oyunu ve bir yetişkin oyunu yazıp yönetti. Aynı dönemde çeşitli drama çalışmaları da yürüttü.Hâlen, 2022 yılında kazandığı İstanbul Medeniyet Üniversitesi Sahne Sanatları Bölümü’nde eğitimine devam etmektedir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!