MakaleTiyatro

MODERN DRAMIN GETİRDİĞİ İNKİLAPLAR: EUGENE O’NEILL OYUNLARINDA KONVANSİYONEL DRAMIN ÖTESİNE GEÇİŞ

          Özet

Eugene O’Neill, konvansiyonel dram yapısını ayrıştıran ve natüralizm (doğalcılık), ekspresyonizm (dışavurumculuk) ile sembolizm (simgecilik) gibi birçok akımdan yararlanan modern dramın öncülerindendir. Amerikan tiyatrosunun en önemli isimlerinden biri olan O’Neill’ in, bir kısmı Türkçeye çevrilen “Kahvaltıdan Önce,” “Yağ,” “İp,” “Altın,” “Öfke,” “Allah’ın Ayısı,” “Anna Christie,” “Milyoncu Marko,” “İmparator Jones,” “Büyük Allah Brown,” “Kara Ağaçlar Altında,” “Araya Giren Garip Oyun” ve “Sonu Gelmeyen Günler” gibi elli ikiye yakın tiyatro oyunu bulunmaktadır. Birden fazla akımdan beslenen O’Neill, Antik Yunan trajedilerinden de etkilenerek kahramanların çöküşü, kader ve suçluluk gibi temaları eserlerine taşımıştır. Yazdığı oyunlar, yapısal olarak konvansiyonel dramdan ayrışan özgün özellikler barındırır. Bu çalışmanın amacı, Eugene O’Neill ’in eserlerinde konvansiyonel dramdan ayrılan yönleri ortaya çıkarmaktır. Bu doğrultuda, yazarın öne çıkan oyunları kısaca incelendikten sonra, İmparator Jones oyunu üzerine yoğunlaşılacak ve konvasiyonel dram ile modern dram arasındaki farklar karşılaştırmalı bir şekilde ele alınacaktır. Böylece O’Neill ‘in eserlerinde gerçekleştirdiği yenilikler belirginleştirilerek, yazarın modern dram içerisindeki konumu değerlendirilecektir.

        Konvansiyonel (Geleneksel) Dram

Aristoteles’ten beri süregelen konvansiyonel dram, 19. yüzyılın sonlarına doğru belirli öncü yazarların etkisiyle önemli bir dönüşüm geçirmiştir. “Aristoteles, poetika ’da her dramanın altı parçadan oluştuğunu ifade eder: olaylar dizisi, karakter, düşünce, diksiyon, müzik ve gösteri. Olabilirlik (veya inanırlık) ve eylem birliğini de içine alan olaylar dizisinin şartlarını ele alır.”[1] Tragedyanın henüz dönüşüm geçirmediği dönemlerde, bu türün en önemli ve birinci öğesinin olay örgüsü olduğunu belirtmiştir. Poetika adlı eserinde, bunun nasıl ve ne şekilde olması gerektiğini şu şekilde açıklamıştır:

Tragedyanın tamamlanmış, bütünlüklü ve belirli uzunluğa sahip bir eylemin taklidi olduğunu ortaya koyuyoruz. Ne de olsa bir uzunluğa sahip olmayan bütünlerde vardır. Bütün, başlangıcı, ortası ve sonu olandır. Başlangıç, kendisi zorunlu olarak başka bir şeyin olması ya da ortaya çıkması doğal olandır. Son ise, tersine ya zorunlu olarak ya da çoğunlukla [hôs epi to polu] başka bir şeyden sonra gelmesi doğal olan şeydir. Orta ise hem bir şeyin ardından gelen hem de kendisi ardından bir şey gelendir.[2]

Aristoteles’in bu yaklaşımı bununla sınırlı kalmaz; iyi bir oyunun, rastgele bir öykü üzerine kurulmasını doğru bulmaz. Ona göre, dramanın etkili ve anlamlı olabilmesi için olay örgüsünün hem bütünlük hem de süre açısından ideal ölçütlere sahip olması gerektiğini savunur. Bu da olayların birbiriyle bağlantılı, mantıklı bir sırada ilerlemesi ve bu bağlantının olasılık veya zorunluluk ilkelerine dayanmasıyla mümkün olduğunu anlatır. Poetika’yı burada kapsamlı bir şekilde ele almak gibi bir amacımız yoktur. Ancak Aristoteles’in Poetika ’da belirli oyun kalıplarını inceleyerek iyi bir dramanın nasıl kurgulanması gerektiğini üzerine yaptığı çözümlemeleri, drama sanatının temel ilkelerini anlamak açısından son derece önemlidir. Ayrıca Aristoteles, tragedyanın yalnızca bir hikâye anlatma biçimi olmadığını, aynı zamanda insan doğasını, duyguları ve ahlaki çatışmaları derinlemesine inceleyen bir sanat olduğunu vurgular. Bu bağlamda, onun dramanın yapısal öğelerine dair ortaya koyduğu ilkeler, sadece dönemi için değil, bugün bile dramanın anlaşılmasında ve değerlendirilmesinde bir kaynak ve kılavuz olarak görülmektedir.

Antik Yunan’dan sonra süregelen konvansiyonel dramadaki dramatik biçim, Szondi’nin ifadesiyle Roma, Orta Çağ ve Rönesans’la birlikte, Fransız ve Alman neo-klasisizmiyle en son biçime dönüşerek sona erdiğini ve Hegel’in çalışmalarıyla birlikte dramatik formun tarihsel bir sürecin ürünü olarak görülmeye başlandığını ifade eder. Poetika’ dan yola çıkarak konvansiyonel dramın yapısal özelliklerine genel hatlarıyla bakıldığında, ortaya çıkan bazı temel unsurlar şunlardır: Dramanın temelini, günlük hayattan veya tarihi olaylardan alınan hikâyeler oluşturur. Bu hikâyeler genellikle giriş, gelişme ve sonuç gibi belirgin bir yapıda şekillenir. Oyundaki karakterler, somut bir zemine oturtulmuş ve detaylı bir şekilde inşa edilmiştir. Karakterler arasında ya da onların çevresiyle olan ilişkilerinde bir çatışma bulunur ve bu çatışma, genellikle karakterlerin gelişimine öncülük eder. Çatışma, oyunun doruk noktasında çözülerek sonuca ulaşır. Kullanılan dil, sade, anlaşılır ve günlük konuşma diline yakındır. Aşk, ölüm, güç ve adalet gibi evrensel temalar drama boyunca işlenirken; olaylar, belirli bir zaman ve mekân çerçevesinde gelişir.

               Eugene O’Neill Oyunları

Modern tiyatronun öncülerinden Eugene O’Neill, 20. yüzyılın en önemli Amerikalı oyun yazarları arasında yer alır. 1916 yılında oyun yazarlığı serüvenine adım atan O’Neill, bu tutkusunu yaşamının sonuna dek sürdürmüştür. Eugene O’Neill, oyun yazarlığına kısa oyunlarla adım atmıştır. Daha sonra yazarlık sanatını farklı aşamalara taşıyarak çeşitli denemelerle eserler üretmeye devam etmiştir. Eugene O’Neill ’in oyunlarında değişmeyen temel unsur, karakterlerin psikolojik derinlikleridir. Ancak yazarın tüm eserlerini tek bir çerçevede ayrıntılı bir şekilde ele almak oldukça zordur, çünkü oyunları yapı ve biçim açısından büyük bir çeşitlilik içinde yer alır ve her biri farklı bir araştırma sunar.

1916 yılında yazarlık serüvenine başlayan Eugene O’Neill, Yağ, İp ve Kahvaltıdan Önce gibi on beşin üzerinde kısa oyun kaleme almıştır. Bu eserler hem içerik hem de yapı açısından büyük bir çeşitlilik gösterir. Ancak bu oyunlar arasında, yapı bakımından en dikkat çeken eser, hiç kuşkusuz Kahvaltıdan Önce adlı tiyatro oyunudur. Oyun, geleneksel tiyatro yapısından uzak bir şekilde, monolog formatında ilerler. Ayrıca, oyunda yalnızca bir karakter yer alır, bu da yapısal anlamda oyunun minimal bir düzeyde kalmasını sağlar. Bu yönüyle Kahvaltıdan Önce, dramatik yapıyı sorgulayan ve izleyiciye tek bir karakterin psikolojik derinliğine odaklanma fırsatı veren önemli bir örnek teşkil eder. Oyunda yer alan Bayan Rowland’ın konuşmaları ve hareketleri, bir gençlik hatasının nasıl büyük bir aile faciasına yol açtığını gözler önüne serer ve bu olayları izleyiciye monologlarla aktarır. Bayan Rowland’ın içsel çatışmaları, pişmanlıkları ve kendini suçlama duyguları, oyunda derinlemesine işlenerek karakterin iç dünyasını ve ruhsal dengesini açığa vurur. Oyundaki tüm dramatik gelişme, karakterin iç dünyası ve yaşadığı duygusal gerilimler üzerinden ilerler. Oyun, kısa bir zaman diliminde, büyük bir ihtimalle sabah saatlerinde, bir evin mutfak ve oturma odasından oluşan dar bir mekânda geçmektedir. Bu sınırlı alan, karakterin psikolojik hapsini ve olayların yoğunluğunu simgeler. Oyunda dışsal hareket veya aksiyon yok denilebilecek kadar azdır; çatışma, tamamen Bayan Rowland’ın içsel dünyasında ve kullandığı sözcüklerde yer alır. Eugene O’Neill ‘in Yağ ve İp gibi diğer oyunlarında, tek karakterli monologlar dışında benzer bir yapı görülür. Çoğu kısa piyesinin mekânı tek bir odadan ibarettir ve bu dar alan, karakterlerin kaçamayacağı bir hapishaneye dönüşür. Mekânın daralması, karakterler arasındaki gerilimi artırarak psikolojik baskıyı derinleştirir. Zaman ise oyunlarda neredeyse doğal bir akış gibi işlenir; her geçen an, karakterlerin içsel dünyalarındaki gerilimleri daha da yoğunlaştırır.

Eugene O’Neill, Avni Givda’nın ifadesiyle; “bir perdelik piyeslerin en kuvvetlilerini yazdıktan sonra içinde taşanların artık bu dar kalıplara sığmayacağını gördü; tek perde tarzını, bir daha dönmemek üzere bıraktı.”[3] Çünkü bundan sonra yazacağı uzun metinler, tiyatro dünyasını köklü bir şekilde yön verecek, değiştirecek ve tüm alışılmış normları sarsacak özelliklere sahip olacaktır. Kısaca Eugene O’Neill ’in  birkaç oyununa değinmek gerekir: 1921-1922 yıllarında yazdığı “Şadırvan” oyunu, romantik sembolizm çığırında bir denemedir. Eser, yazarın hayata, güzelliğe ve sevgiye karşı duyduğu bitmek tükenmek bilmeyen özlemin yansımalarını taşır. 1924 yılında yazdığı “Karaağaçlar Altında Arzu” oyunu, yazarın tartışmalara yol açan önemli oyunlarından biridir. Oyun, sembolizm ve romantizm etkisiyle bireyin içsel dünyasına ve duygusal çatışmalarına odaklanır. Eserde yer alan karaağaçlar, umutsuzluk, karanlık ve geçmişin izleriyle ilişkilendirilirken; arzu, karakterin peşinden koştuğu ve ulaşmayı arzuladığı, ancak asla tam olarak elde edemediği bir ideal olarak ön plana çıkar. “Büyük Allah Brown” oyunu, Eugene O’Neill ‘in yenilikçi yaklaşımlarını içeren önemli bir eserdir. Oyun, karakterlerin kimliklerini maske aracılığıyla değiştirdiği bir yapı sunar. Maskeler, aynı zamanda karakterlerin içsel çatışmalarını ve psikolojik gerilimlerini simgeler. “Araya Giren Garip Oyun” oyunu hem ana, hem karı, hem metres, hem orta malı, hem materyalist, hem de idealist olan kadın Nina Leeds’in kendisini seven beş erkek üzerindeki derin ve içsel çatışmaları konu alır. O’Neill, karakterlerini yirmi yedi, yirmi sekiz yıl süresince ruhsal buhranlar geçirirken, aynı zamanda düşüncelerini yüksek sesle ifade etmeleri gibi önemli bir yenilik getirir. Bu yöntem, karakterlerin içsel dünyalarını ve psikolojik gerilimlerini izleyicilere doğrudan aktarır. Oyunun sahnelenmesi ise yaklaşık beş saat sürer, bu da eserin yoğunluğunu ve derinliğini vurgular. Eugene O’Neill ‘in 1931 yılında kaleme aldığı “Yas Elektra’ya Yaraşır” oyunun konusu Aiskhylos’un Oreste üçlemesini konu alır. Oyun Agamemnon ile Clataimnestra’nın Oresta ile Elektra’nın acıklı hikâyesini yeni baştan anlatır niteliktedir. “Yunan dramasında olduğu gibi dış kuvvetlerin rolü yoktur; en sıkışık bir zamanda tanrılar yetişip işleri düzeltmezler. Buradakiler kendi yaptıklarının neticelerine ve öteki dünyada yine kendileri katlanan ve insan denen mahluklardır.”[4] Ele alınan kader problemi değil bir biyoloji bir psikoloji etkeni olan sebep ve neticedir. Son olarak, yazarın 1934 yılında kaleme aldığı “Sonu Gelmeyen Günler” oyununda, insan ruhunun iyi ve kötü tarafları arasındaki çatışma ve boğuşma etkileyici bir şekilde ele alınır. Eserin karakterlerinden John Loving, sahnede iki oyuncu tarafından temsil edilir. Ancak ikinci oyuncu, diğer karakterler tarafından görülmez ve onun ağzından çıkan sözler, birinci oyuncu yani Loving tarafından söyleniyor zannedilir. Bu yenilikçi sahneleme, karakterin içsel çatışmalarını ve psikolojik derinliklerini izleyiciye güçlü bir şekilde aktarmayı amaçlar.

Eugene O’Neill ‘in İmparator Jones adlı tiyatro oyunu, yazarın 1920 yılında kaleme aldığı ilk uzun metinlerinden biri olan Ufkun Ötesinde adlı tiyatro oyunundan sonra yazdığı önemli eserlerden biridir. “İnsanoğlunun korkunun çeşitli derecelerinin ihtişamlı bir canlandırılışı olan sürükleyici draması İmparator Jones, O’Neill ‘in sanatında bir yeni ilerlemenin işaretidir.”[5] O’Neill, İmparator Jones eseriyle tiyatroya şekil verip sınırlarını yeniden çizer ve ona bambaşka bir boyut kazandıran bir etki yaratır. Oyun, tek perdeden ve sekiz sahneden oluşur. İlk sahne imparatorun sarayında; ikinci sahne sular kararmış. Ovanın bittiği büyük ormanın başladığı yerde; üçüncü sahne saat dokuz civarında ormanın içinde; dördüncü sahne saat on bir sularında ormanın derinliklerinde; beşinci sahne saat bir tepeleri görünmeyen uzun ağaçların devasa gövdeleriyle çevrili geniş ve yuvarlak bir açıklıkta; altıncı sahne saat üç civarında ormanın içinde açılmış bir yerde; yedinci sahne saat beş civarında büyük bir nehrin kıyısında dev bir ağacın dibinde; sekizinci ve son sahne ise, saat bir civarında, ikinci sahne olduğu gibi ormanla ovanın birleştiği yerde geçer. İmparator Jones’in ilk sahnesi, imparatorun gücünü ve iktidarını simgelerken, sonraki sahneler, onun bilinçaltındaki korkularını ve endişelerini açığa çıkarır. Oyun birinci ve sekizinci sahne dışında monolog şekliyle ilerleyerek dışsal eylemi içsel çatışmalarla ustalıkla harmanlar. Karakterin iç sesi dışa vurulur ritmik bir yapı üzerinde ilerler. Jones’in kalp atışlarıyla senkronize olan davul sesi hem fiziksel hem de psikolojik olarak karakter üzerinde yoğun bir gerilim yaratır. Ritim ilerledikçe gerilim artar ve Jones’in ölümünü kaçınılmaz bir sona doğru yaklaştırır. Yazarın 1922 yılında yazdığı bir diğer oyunu Kıllı Maymun adlı eserde de İmparator Jones’ te yer alan zaman ve mekân gibi benzer yapısal öğeler bulunmaktadır. “İnsanoğlundaki korkuyu türlü aşamaları ile canlandıran heyecan dolu draması İmparator Jones, denizin ve aşkın etkisi altında bir sokak kadınının nasıl doğru yolu bulduğunu anlatan Anna Christe, iki perdelik insafsızca acı tragedyası Farklı, Eugene O’Neill için çok verimli olan aynı 1920 yılımım ürünleridir.”[6] Ancak bu çalışma için bu ve diğer oyunların detayına girmek doğru olmayacaktır.

            Sonuç

            Eugene O’Neill ‘in eserlerini yapı ve biçim açısından incelendiğinde, onun konvansiyonel dram anlayışının ötesinde bir yerde olduğu açıkça görülür. Öyle ki birçok oyunu farklı perde ve sahnelerden oluşmaktadır. Belki kısa oyunları konvansiyonel dramdan değerlendirmemiz doğru olmayacaktır. Ancak kısa oyunlarında yer alan monologlar uzun oyunlarında karşımıza çıkıyor ve karakterin içsel çatışmalarını açığa çıkartıyor.

Oyunda yer alan zaman ve mekân kullanımı, konvansiyonel dram yapısının dışında yer alıyor. Kısa oyunlar belirli bir zaman dilimi ve mekânda geçse de uzun oyunlar bu yapının çok ötesinde kalıyor. Oyunlarda yer alan zaman, karakterlerin içsel çatışmasının bir yansıması olarak işlenir. Mekân, karakterlerin ruhsal durumlarını simgeliyor. Konvansiyonel dramın olmazsa olmazı olan olay örgüsü burada yerini epizodlara bırakıyor. O’Neill, eserlerinde konvansiyonel dramda yer alan olay akışını bir kenara bırakıp, karakterlerin içsel dünyalarına odaklanır. Oyunlarda olaylar, çoğunlukla karakterlerin psikolojik durumlarını ve duygusal çalkantılarını yansıtacak şekilde düzenlenir. Zamanın lineer akışı yerine, karakterlerin içsel süreçleri ve düşünceleriyle uyumlu bir yapı tercih edilir.

O’Neill ‘in oyunlarında, konvansiyonel dramın alışılmış yapılarına kıyasla belirgin yenilikler öne çıkar. Özellikle bazı oyunlarında, karakterlerin iç çatışmalarını yansıtmak amacıyla kullanılan maske, yazarın dramaya getirdiği önemli bir yenilik olarak dikkat çeker. Bunun yanı sıra, bir karakterin içsel çatışmalarını daha derinlemesine açığa çıkarmak için iki oyuncu kullanılması, konvansiyonel yapının ötesine geçerek farklı bir anlatım biçimi oluşturur. Ayrıca, karakterlerin düşüncelerini, yani iç seslerini yüksek sesle dile getirmeleri, modern dramadaki önemli yeniliklerden biri olduğu çok açıktır.  Eugene O’Neill ‘in yaptığı yenilikler, konvansiyonel yapıya reddetmekten ziyade karakterlerin içsel çatışmalarını derinlemesine açığa çıkarmaya yöneliktir. Konvansiyonel yapıda yer alan giriş gelişme ve sonuç O’Neill oyunlarında pek rastlanmaz ve on olarak şunu söyleyebiliriz ki; karakterler arasında ya da çevresinde bir çatışma yaşanmaz. Bütün çatışma karakterin iç dünyasında yer alır.

[1] Oscar G. Brockett ve Franklin J. Hildy, Tiyatro Tarihi, çev. Tufan Göbekçin

(İstanbul: Mitos Boyut Yayınları, 2016), s. 34

[2] Aristoteles, Poetika, çev. Ari Çokana ve Ömer Aygün (İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2016), s. 19

[3] Eugene O’Neill, Kahvaltıdan Önce, çev. Avni Givda (İstanbul: Milli Eğitim Basımevi, 1946), s. 5

[4] Eugene O’Neill, Kahvaltıdan Önce, çev. Avni Givda (İstanbul: Milli Eğitim Basımevi, 1946), s. 10-11

[5] Eugene O’Neill, Kahvaltıdan Önce, çev. Avni Givda (İstanbul: Milli Eğitim Basımevi, 1946), s. 7

[6] Eugene O’Neill, Altın, çev. Avni Givda (İstanbul: Milli Eğitim Basımevi, 1989), s. I

KAYNAKLAR

Aristoteles. (2022). Poetika. (Çev. Ari Çokana ve Ömer Aygün). İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

Brockett. Oscar G, Hildy, Franklin J. (2016). Tiyatro Tarihi. (Çev. Tufan Göbekçin). İstanbul: Mitos Boyut Yayınları.

O’Neill. Eugene. (1946). Kahvaltıdan Önce. (Çev. Avni Givda). İstanbul: Milli Eğitim Basımevi.

O’Neill. Eugene. (1989). Altın. (Çev. Avni Givda). İstanbul: Milli Eğitim Basımevi.

O’Neill. Eugene. (1946). Yağ. (Çev. Avni Givda). İstanbul: Milli Eğitim Basımevi.

O’Neill. Eugene. (1992). Elektra’ya Yas Yakışır. (Çev. Müçteba Dorukman ve Nüzhet Şenbay). İstanbul: Milli Eğitim Basımevi.

O’Neill. Eugene. (1989). Altın. (Çev. Avni Givda). İstanbul: Milli Eğitim Basımevi.

O’Neill. Eugene. (1947). Büyük Allah Brown. (Çev. Leman Avni Başa). İzmir: Ticararet – Borsa – Piyasa Matbaası.

O’Neill. Eugene. (1955). İmparator Jones. (Çev. Avni Givda). Ankara: Maarif Basımevi.

O’Neill. Eugene. (1954). Milyoncu Marko. (Çev. Avni Givda). İstanbul: Maarif Basımevi.

O’Neill. Eugene. (1945). Araya Giren Garip Oyun. (Çev. Avni Givda). Ankara: Milli Eğitim Basımevi.

O’Neill. Eugene. (1991). Allah’ın Ayısı. (Çev. Aziz Çalışlar). İstanbul: Can Basımevi.

O’Neill. Eugene. (1946). Anna Christie. (Çev. Avni Givda). Ankara: Milli Eğitim Basımevi.

 

 

 

Celil Efendiler

Celil Efendiler, 1988 yılında Rize’de doğdu. İlkokul, ortaokul ve lise eğitimini burada tamamladı. 2005–2008 yılları arasında bir süre ticaretle ilgilendi. 2010 yılında askerlik hizmetinin ardından Sadri Alışık Akademi’de oyunculuk eğitimi aldı.2012 yılında başladığı Rize Üniversitesi Makine Bölümü’nden 2014 yılında mezun oldu. Aynı yıl, Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı gençlik kampları ve gençlik merkezlerinde Gençlik Lideri olarak görev yaptı.2019 yılında Çekmeköy Tiyatro Topluluğu’nu kurdu. Pandemi sürecine kadar burada iki çocuk oyunu ve bir yetişkin oyunu yazıp yönetti. Aynı dönemde çeşitli drama çalışmaları da yürüttü.Hâlen, 2022 yılında kazandığı İstanbul Medeniyet Üniversitesi Sahne Sanatları Bölümü’nde eğitimine devam etmektedir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!