OĞUZ ATAY “OYUNLARLA YAŞAYANLAR” OYUNU ÜZERİNE KISA BİR BAKIŞ
Oğuz Atay’ın Oyunlarla Yaşayanlar adlı oyunu, modernleşme ile gelenek arasında sıkışmış bireylerin içsel çatışmalarını ve toplumla uyumsuzluklarını ironik ve dramatik bir dille ele alır. Atay, bireyin hayal dünyası ile gerçeklik arasındaki çatışmayı, sanatın toplumdaki yerini ve sanatın yalnızlığını sorgular. Eser, yalnızca bireysel bir varoluşsal sorgulama olarak kalmaz, aynı zamanda toplumsal yapının ve bireyin toplumdaki yerinin derinlemesine irdelendiği bir inceleme alanına dönüşür. Atay’ın oyununda, bireylerin toplumsal ve kültürel bağlamda varlıklarını anlamlandırma çabaları, daha geniş bir anlam arayışını ifade eder.
Huizinga’nın oyun meselesine dair görüşleri, Atay’ın oyun anlayışını anlamak açısından önemlidir. Huizinga, oyunun insan kültüründeki yerini tartışırken, oyunun hem bir eğlence hem de toplumsal bir etkinlik olarak işlev gördüğünü belirtir. Aristoteles de benzer şekilde oyunun, insanın temel bir etkinliği olduğunu savunur. Ancak Atay’ın oyun anlayışı, sıradan bir eğlenceden öteye geçer. Oyun, gündelik hayatın askıya alınmış bir biçimi olarak kabul edilir ve bireyin hem gerçeklikle hem de kimlik arayışıyla çatıştığı bir alan olarak sunulur. Atay, bu çatışmayı yaralı bir bilinç ve tamamlanmamışlık hali olarak ele alır. Birey, sürekli olarak kendini yeniden tanımlamaya çalışırken, bu süreç bir oyun haline gelir.
Atay’ın eserinde bilinç, yaralı bir durum olarak tanımlanır. Bilinç, sürekli bir arayış içinde olan ve kendini tamamlamaya çalışan bir yapıya sahiptir. Bu durum, bireyin kimlik bunalımını ve toplumla olan uyumsuzluğunu pekiştirir. Kimlik arayışı yalnızca bireysel değil, aynı zamanda toplumsal bir bağlamda da sorgulanır. Bireyin toplum içindeki yeri, oyun aracılığıyla hem bireysel hem de toplumsal düzeyde ele alınır. Atay, karakterlerinin kimliklerini inşa etmelerindeki zorlukları ve toplumun dayatmalarına karşı verdikleri mücadeleyi dramatize eder.
Oyunlarla Yaşayanlar oyununda oyun fikri, 1960 sonrasında ortaya çıkan oyun anlayışlarıyla ilişkilendirilir. Modernizmin ortaya çıkışıyla birlikte, oyun ve gerçeklik arasındaki sınırların giderek daha belirsiz hale geldiği bir düşünsel alana girilir. Bu bağlamda oyun, gündelik hayatın gerçekliğini sorgulayan ve ona alternatif bir düşünsel alan açan bir araç olarak ortaya çıkar. Modernizmin ciddiyetini ve gündelik yaşamla olan ilişkisini yeniden ele alan Atay, oyun aracılığıyla hem bireysel hem de toplumsal bağlamdaki gerçekliklere dair sorgulamalar yapar.
Atay, karakterleri aracılığıyla bireylerin sosyal ilişkilerde, bilinçli ya da bilinçsiz olarak “oyunlar” oynadıklarını vurgular. Oyun, insanları gerçekte kim olduklarından uzaklaştıran ve onları toplumun dayatmalarına hapseden bir mekanizma olarak sunulur. Atay, bu oyunlar aracılığıyla, bireylerin toplumsal rollerden kaçışını ve kendi iç dünyalarında yeni oyunlar kurarak bu rollerden nasıl sıyrılmaya çalıştıklarını gösterir. Coşkun’un yazdığı oyunları tamamlayamaması ve sürekli farklı konulara yönelmesi, onun kararsızlığını ve kendi üslubunu geliştirememe durumunu simgeler. Cemile’nin ailesinin geçimini sağlamak için dikiş yaparken kayınvalidesinin hayal dünyasında yaşaması, bireylerin toplumun dayattığı sorumluluklarla kendi içsel dünyaları arasında sıkıştığını gösterir. Ümit ise sürekli tahliller yaparak, belki de kendini anlamaya çalışırken gerçeği sorgulayan bir figürdür.
Atay, Cemile’nin aracılığıyla oyunun/gerçeğin karşıtlığını derinleştirir. Cemile’nin sorgulayıcı tutumu, gerçeği keşfetme arzusuyla ilişkilidir ve oyun ile gerçeğin sınırlarını daha da bulanıklaştırır. Oyun, bir tiyatral araç olmanın ötesine geçer ve bireylerin içsel çatışmalarını ve kimlik arayışlarını derinlemesine sorgulayan bir biçim alır. Atay, oyun aracılığıyla gerçeğin nasıl iç içe geçtiğini, bireylerin toplumla ilişkilerinin ne kadar oyun temelli olduğunu sorgulamaya çalışır.
Kaynakça
Atay, Oğuz. ” Oyunlarla Yaşayanlar” İstanbul: İletişim Yayınları, 2020.

Celil Efendiler, 1988 yılında Rize’de doğdu. İlkokul, ortaokul ve lise eğitimini burada tamamladı. 2005–2008 yılları arasında bir süre ticaretle ilgilendi. 2010 yılında askerlik hizmetinin ardından Sadri Alışık Akademi’de oyunculuk eğitimi aldı.
2012 yılında başladığı Rize Üniversitesi Makine Bölümü’nden 2014 yılında mezun oldu. Aynı yıl, Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı gençlik kampları ve gençlik merkezlerinde Gençlik Lideri olarak görev yaptı.
2019 yılında Çekmeköy Tiyatro Topluluğu’nu kurdu. Pandemi sürecine kadar burada iki çocuk oyunu ve bir yetişkin oyunu yazıp yönetti. Aynı dönemde çeşitli drama çalışmaları da yürüttü.
Hâlen, 2022 yılında kazandığı İstanbul Medeniyet Üniversitesi Sahne Sanatları Bölümü’nde eğitimine devam etmektedir.