YENİ MEDYA DRAMATURJİSİ: “CAN I LIVE?” PERFORMANSINDA DİJİTAL ANLATI
20. yüzyıldan itibaren gelişen teknoloji ve dijitalleşme, hayatın her alanına yayılarak yaşam biçimimizi köklü bir şekilde değiştirdiği çok açıktır. Gelişen teknoloji yalnızca iletişim ve bilgiye erişme noktasında yöntemlerimizi dönüştürmekle kalmamış; ayrıca sanat ve anlatı pratiklerini de yeni bir boyuta taşımıştır. Aristoteles’ten bugüne kadar süregelen konvansiyonel drama biçimi, özellikle bu dönemde farklı bir form kazanarak evrim geçirmiştir. Artık yazının sahnedeki yeri geleneksel anlayışın çok ötesine bir yere konumlandırılmıştır. Öyle ki bugün sahne sanatlarına bakıldığında, tiyatro sahneleme biçimi dijitalleşme ile birlikte sınırlarını aşarak seyirciyi ufkun ötesine bir yere taşımıştır. “Tarihsel süreçte tiyatro, ritüel köklerinden klasik tezahürlerine kadar içinde ses ve bedeni merkeze alan, müzik, dans gibi yakın disiplinlerle birlikteliğini sürdüren bir sanat dalıdır. Antik Yunan’da Deus Ex Machina’dan, Orta çağ gösterilerinde lonca arabalarına, 16. Yüzyıl İtalyan sahneden perspektife, gaz lambasının ve elektriğin icadıyla ışık efektlerinin kullanımına, bilgisayarın ortaya çıkışıyla modern uygulamalarına kadar, tiyatro; görsel ve işitsel unsurlarıyla en yaratıcı biçimde teknolojiden faydalanmıştır.”[1] Dijitalleşmenin tiyatro ile bir bütün olarak hareket etmesiyle projeksiyonlar, animasyonlar, sanal gerçeklik, dijital ses ve ışık tasarımları gösterimlere yeni bir boyut kazandırır. Birbirinden farklı bu tasarımlar bir araya gelerek multimedya anlatı ortaya çıkarır.
Dünyaca ünlü tiyatro topluluğu Complicite ve Fehinti Balogun’un hazırladığı Can I Live? (Yaşayabilir miyim?), çevre aktivizmi üzerine kurgulanmış dijital bir sahne gösterisidir. 2021 pandemi döneminde izleyiciyle buluşan oyun, Balogun’un kendi hayat deneyimlerinden yola çıkarak kaleme aldığı ve sahnelediği bir dijital performanstır. Yaklaşık bir saat süren Can I Live? adlı dijital oyun gösterisi, monologlar, video projeksiyonları ve animasyonların yanı sıra canlı hip-hop ve rap müziği gibi çeşitli anlatım tekniklerini bir araya getirerek dinamik ve çok katmanlı bir sahneleme biçimi sunmuştur. Bu unsurların bir arada kullanılması, oyunun hem görsel hem de işitsel açıdan zenginleşmesini sağlamıştır.
Balogun, performansın ilk on yedi dakikasında evin estetik yapısını titizlikle kurgulayarak izleyiciyi bu mekânın gerçekliğine inandırmaya sağlamıştır. Sahne tasarımı, ışıklandırma ve anlatım teknikleri aracılığıyla oluşturulan bu atmosferde seyircinin mekânsal algısını güçlendirerek anlatının inandırıcılığıyla adeta pekişmiştir. Evin sahne üzerindeki tasarımı o kadar özenle ve gerçekçi bir şekilde kurgulanmıştır ki, eğer sahne değişimi gerçekleşmemiş olsaydı, izleyiciler Balogun’un performansını kendi evinde çektiğini düşünebilirdi. Mekânsal düzenlemenin titizlikle oluşturulması, sahne tasarımının estetik ve işlevselliğiyle birleşerek izleyici üzerinde güçlü bir gerçeklik algısı yaratmıştır. İzleyici, performans ilerledikçe ev estetiğinin tiyatro sahnesinin bir parçası olduğunu fark etmeye başlar. Balogun, performans içerisindeki monologları aracılığıyla izleyiciye bu sürecin bir parçası olduğunu açıkça ifade eder. Ayrıca, sahnede yer alan set çalışanlarının oyunun ya da performansın bir parçası olarak sahnede yer alması, sahnelemenin bir kurgu olduğunu izleyiciye doğrudan gösterdiği anda, sahne ile gerçeklik arasındaki ayrım belirginleşmiş olur. Bu süreç sonunda, mekânın bir yerinde konumlandırılan seyirci, performansın bir parçası haline gelir. Her ne kadar bu performans kurgusal bir zeminde şekillense de izleyici üzerinde bıraktığı etki son derece güçlüdür. Gerçek ile illüzyonun bir arada gerçekleştiği performansta, teknolojik aygıtların bir araya gelerek oluşturdukları zemin, izleyiciyi hem somut hem de soyut bir deneyime çekmekte ve gerçeklik algısını sürekli olarak sorgulatmaktadır. Öyle ki, Balogun gerçek yaşam kesitlerini performansın bir bütünü olarak yansıtmasıyla, izleyiciyi alışıldık gerçeklikten saparak, sıradanlık ile olağanüstü arasındaki gerilimi hissetmeye amaçlar niteliktedir; bu da izleyicinin konuyu ve dünyayı yeniden algılama biçimine göre dönüşüme uğratmaktadır.
Konvansiyonel tiyatro yapısının ötesinde konumlanan bu performans, metin, ses, grafik, animasyon ve video gibi çeşitli multimedya araçlarının birleşimiyle oluşturulan mekân ve görsel farklılıkları sayesinde, performansçının birbirinden bağımsız mekanlarda yer almasına olanak tanımaktadır. Bu çerçevede, Balogun’un performansı hem somut hem de soyut olarak izleyiciye aktarılmaktadır. Sonuç olarak, performansın yapısal ve görsel çeşitliliği, izleyiciye geleneksel anlatı biçimlerinden saparak, daha özgür ve çok katmanlı bir deneyim sunmaktadır ve bu süreçte izleyiciyi şimdiki zaman ekseninde dünyayı anlama ve sorgulama niteliğinde bir yolculuğa çıkarmaktadır.
[1] Müşerref Göksever, “Pandemi sürecinde Türkiye’de Dijital Tiyatro ve seyirci”, (Araştırma Makalesi, Atatürk Üniversitesi Yayınları, 2024), s. 213.

Celil Efendiler, 1988 yılında Rize’de doğdu. İlkokul, ortaokul ve lise eğitimini burada tamamladı. 2005–2008 yılları arasında bir süre ticaretle ilgilendi. 2010 yılında askerlik hizmetinin ardından Sadri Alışık Akademi’de oyunculuk eğitimi aldı.
2012 yılında başladığı Rize Üniversitesi Makine Bölümü’nden 2014 yılında mezun oldu. Aynı yıl, Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı gençlik kampları ve gençlik merkezlerinde Gençlik Lideri olarak görev yaptı.
2019 yılında Çekmeköy Tiyatro Topluluğu’nu kurdu. Pandemi sürecine kadar burada iki çocuk oyunu ve bir yetişkin oyunu yazıp yönetti. Aynı dönemde çeşitli drama çalışmaları da yürüttü.
Hâlen, 2022 yılında kazandığı İstanbul Medeniyet Üniversitesi Sahne Sanatları Bölümü’nde eğitimine devam etmektedir.