ABSÜRDİZMİN SAHNEDEKİ YANSIMASI: GERGEDANLAR ve TOPLUMSAL DÖNÜŞÜM
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan birçok akım ve düşünce, bir süre sonra diğer akımların ve düşüncelerin doğmasına yol açmıştır. Absürdizm de bunlardan biridir. Ancak, her ne kadar bu terim varoluşçuluk felsefesiyle aynı anlamda kullanılsa da bu iki kavramın karıştırılmaması gerektiği savunulmaktadır. Absürdizm genellikle ‘saçma’ olarak tanımlanır, ancak ‘saçma’ yerine ‘uyumsuz’ terimi kullanmak daha doğru olacaktır. Bu kavram insanın anlam arayışının boşuna olduğunu ve evrende bir anlamın bulunmadığını savunur. Edebiyat ve tiyatroda Jean-Paul Sartre, Samuel Beckett, Harold Pinter, Jean Genet gibi isimlerle temsil edilen bu akım, felsefi temellerini Albert Camus’nün 1942 yılında yayımlanan Sisifos Söyleni adlı denemesiyle belirginleştirmiştir. Camus, bu eserinde absürdizm/uyumsuzluk kavramını, evrenin ve yaşamın absürt/uyumsuz olduğunu Sisifos’un öyküsü üzerinden açıklamıştır.
Absürt sanatın önemli temsilcilerinden biri olan Ionesco’nun Gergedan adlı tiyatro eserinde, bireylerin toplumsal baskı ve sürü psikolojisiyle kimliklerini kaybedip başka bir form almasını ‘gergedan’ kavramı üzerinden ele alır. Absürdizm ‘in en önemli örneklerinden biri olarak kabul edilen bu tiyatro eseri, absürdizm anlayışına uygun olarak sıradan bir gündelik yaşamın parçası olarak güne başlar; ancak, bir süre sonra gergedanlar, insanlar için sıradan bir varlık olarak ortaya çıkar. Onların böğürmeleriyle birlikte; insanlar, dil ve iletişimden uzaklaşarak ‘öteki’ konumuna geçmeye başlar. Gergedanlar yavaş yavaş görünmeye başlamasıyla birlikte insanların aynı orantıda hayvani bir form almaya başlar. Gergedanların sayısı arttıkça toplumsal hayat gergedanlarla aynılaşır. Gergedanların görünmesi, aslında işgalin ve kimliksizleştirmenin başlangıcı olarak kabul edilebilir. Boynuz, değişimin bir göstergesi olur ve simgesel olarak onursuzluğun en belirgin işaretini alır. Oyunda yer alan Berenger değişime direnen ve insan kalan tek bireydir. Bu duruma ters orantılı olarak Kafka’nın Gregor Samsa’sı örnek verilebilir. İnsanlığın geri kalanı normal kalırken kendisi böceğe dönüşür! Berenger hırs ve tamahtan uzak bir bireydir. Jean ise tam tersi. Görünüşe, prestije, başarıya, disipline ve görünüşe önem veren. Mantıkçı toplumsal baskıya boyun eğiyor! İnsanların gergedanlaşması onu da topluma uyum sağlama ihtiyacını tetikliyor. Tek başına kalmak istemiyor ve sürüye katılmak durumunda kalıyor. Bay Papillon oyunda patron olarak yer alır. Disiplinli otoriter bir birey! Onun gergedanlaşması statü sahibi bireylerin bile akıl dışı davranışlara boyun eğeceğini gösteriyor. Bir diğer karakter olan Berenger’ in yakın arkadaşı olan Daisy oyunun sonlarına kadar direnen bireydir. Ancak baskı ve yalnızlık korkusu onu da sürüye katmasına neden olmuştur.
Oyuna bakıldığında, bireylerin sürü psikolojisiyle nasıl kimliksizleştiği ve böğürmelerin bir metafor olarak hayvani bir forma dönüştüğü açıkça görülür. Toplum, bireylerin bireysel kimliklerinden sıyrılarak, çoğunluğa uyum sağlama baskısı altında sürü psikolojisine kapılmalarına neden olur. Bu dönüşüm, bireylerin farklılaşmalarını engelleyip, kolektif bir bilinç durumuna sürükler. Böğürmeler, bu dönüşümün simgesel bir yansıması olarak, insanın içindeki hayvani dürtülerin yüzeye çıkmasını, bireysel iradenin ve dilin yok oluşunu temsil eder. Dilin ve iletişimin kaybolması, insanların bir arada yaşamalarının en temel aracının anlamsızlaşmasına işaret eder. Bu noktada, insanın sezgileri ve duygusal tepkileri, daha önceki bilinçli düşünme süreçlerinden sıyrılarak, hayvani içgüdülere dönüşür. Bu dönüşüm, insanın toplumsal düzenle olan bağlarını sorgular ve bireyin kendine özgü kimliğinin yok oluşunu dramatize eder.
Absürdizmin iyi örneklerinden biri olarak kabul edilen bu eserde, biçim açısından bakıldığında mantıklı bir olay örgüsünün bulunmadığı ve olayların lineer yapıdan uzak bir şekilde geliştiği görülür. Konvansiyonel dramatik yapıdan uzak durularak, dilin iletişim kurma işlevi büyük ölçüde ortadan kaldırılmıştır. Gergedanlar ile insanlar arasında herhangi bir anlamlı iletişim gerçekleşmez; kelimeler zamanla anlamını yitirir ve mantıklı cümleler yerini anlamsız konuşmalara bırakır. Bu durum, geleneksel dram yapısını yıkan ve absürt tiyatronun temel özelliklerinden biri olan dilin işlevsizleşmesini vurgulayan bir dönüşüm niteliği taşır.
KAYNAKLAR
Eugene Ionesco. (2020). Poetika. (Çev. Ayberk Erkay). İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
Martin Esslin. (1991). Absürd Tiyatro. (Çev. Güler Siper). İstanbul: Dost Kitabevi Yayınları.
Christopher Innes. (2024). Avant-Garde Tiyatro. (Çev. Beliz Güçbilmez ve Aziz V. Kahraman). İstanbul: Dost Kitabevi Yayınları.

Celil Efendiler, 1988 yılında Rize’de doğdu. İlkokul, ortaokul ve lise eğitimini burada tamamladı. 2005–2008 yılları arasında bir süre ticaretle ilgilendi. 2010 yılında askerlik hizmetinin ardından Sadri Alışık Akademi’de oyunculuk eğitimi aldı.
2012 yılında başladığı Rize Üniversitesi Makine Bölümü’nden 2014 yılında mezun oldu. Aynı yıl, Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı gençlik kampları ve gençlik merkezlerinde Gençlik Lideri olarak görev yaptı.
2019 yılında Çekmeköy Tiyatro Topluluğu’nu kurdu. Pandemi sürecine kadar burada iki çocuk oyunu ve bir yetişkin oyunu yazıp yönetti. Aynı dönemde çeşitli drama çalışmaları da yürüttü.
Hâlen, 2022 yılında kazandığı İstanbul Medeniyet Üniversitesi Sahne Sanatları Bölümü’nde eğitimine devam etmektedir.